Artçı acılarımız

Depremler oluyor beynimde

Dışarıda siren sesi var

Her yanımda susmuş insanlar susmuş

İçimde ölen biri var..

Koskoca 20 yıl, dile kolay ama geçip gidiyor işte acımasızca. Canı yanına, canından bi parça kaybedene, canından olmaktan beter olana bu 20 yıl nasıl geçmiştir kimbilir..

Söylenecek çokta söz yok. Ateşin düştüğü yeri yaktığı gün bugün. Bize sadece acı bir hatıra, ölümden kurtulup yaşayansa aslında hala enkaz altında..son nefesine kadar..

Sabır, sadece sabır..dinmeyen artçı acılarımıza, sancılarımıza..

10’a bakmak, O’na bakmaya benzemez..

Ona nasıl ve nerden baktığınla alakalıdır bazen tüm mesele. “Kime göre neye göre? ” dediğimiz durum söz konusudur çoğu zaman.

Karşımızdakini kendi fikrimize göre yargılamadan önce onun açısından bakmak gerekir duruma. Belki karşı tarafa geçince bambaşkadır mesele. Yerinde olsam yapmazdım dediğimiz şeyi, o yere geçince alasını yaparızya hani tamda bu. Herkesin doğrusu kendine göredir, kendi bulunduğu yerle, yaşadığı hayatla orantılı.

Toplayıp çıkarmadan, bölüp çarpmadan önce bi sağlama yapmalı sonucu öyle söylemeli. Kimseyi doğru bildiğimiz yanlışlar uğruna kırmamalı.. Herkes uslu olmalı, 10 puanı kapmalı..

Nerden geldik? Nereye gidiyoruz?

Uzun sürsede bitirmeyi başardım sonunda. Önceki kitaplarını bikaç günde heyecanla okumuştum zamanında halbuki ama bu niyeyse çok yavaş ilerledi.

Konusuna çok bayıldığımıda söyleyemem. Öyle aşırı heyecanlandıran, merak uyandıran sonunda gerçekler ortaya çıktığında “vayy be” dedirticek türden değildi. Ama yinede güzeldi tabikide.

Anlatım tarzı, olayların yaşandığı mekan ve kişiler yada tarih hakkında bilgilendirici detaylı anlatımları hoş. Okunası bi kitap ama çokta bişey beklememek lazım gibi sanki.

Zaman zaman dini konularda ve kader anlamında bazı şeyleri sorgularken buluyor insan kendini. Yada yaklaşmakta olan geleceğe korkuyla bakıyor. Kafada değişik sorular ve şüpheler oluşturan bir konuya değinilmiş.

İnsan kendi sonunu kendi hazırlıyor galiba. Yeni nesil buna “teknolojide çığır açmak” derken, eskiler “kendi kazdığın kuyuya düşmek” demiş zamanında. Varmış demekki bi bildikleri, o saçlar boşa ağarmamış..

Hoşmuydun acaba be adam? Yada boşmu?

Bazen çok istesende ulaşamazsın bişeylere, çabalarsın ama elde edemezsin.. Hayat her istediğini vermez sana uğraştırır durur.. Bu kitapta hayatımda bunu temsilen var galiba.

Yıllar önce daha yeni çıktığında heves edip satın almıştım. Daha satın aldığım gün kendim okumadan bi arkadaşıma verip sonrasında o arkadaşla hiç görüşmeyince kitapta arkadaşla birlikte yok olup gitti. Çünkü kitap kıymeti bilmeyen insanlar kitapların okunduktan sonra sahibine iade edilmesi gerektiğini bilmezler. Sevmediğim insan tipleri ama neyseki konumuz bu diil şuan oyüzden daha fazla laf etmicem bu tiplere.

Üzerinden 6-7 yıl geçince internetten sipariş verdim ama temin edilemedi ve param iade edildi. Yılmayan ben bikaç gün önce yeniden bu kitabı hatırlayıp yine internetten sipariş verdim ve yine temin edilemedi. Yine param iade oldu.. Şaka gibi ama yine başaramadım..

Buda böyle bi okunamamış kitabın hikayesi işte. Okuyabilseydim severmiydim bilmiyorum. Belki “bumuymuş yani bukadar merak ettiğim kitap” derdim bilemedim. Ama işte elde edilemeyenin cazip ve güzel gelişi böyledir. Belki bikaç sene sonra bulurda okurum artık şimdilik pes ettim..

Bazı şeyler kitap bile olsa nasip işi işte, hayırlısı be gülüm..

Dinleyin çocuklar bebeğim var ya..

Kafası, kolu, bacağı kopmuş bebeklerimiz.. tekerleğinin teki kaybolmuş arabamız.. patlamış topumuz.. artık işe yaramaz dediğimiz ama atmaya kıyamadığımız o en değerlilerimiz nede güzel değerlenmiş bu sayede.

Tek başına artık bi işlevi olmayan oyuncaklar bi araya gelince muhteşem bi eser meydana getirmiş. Hem bu sayede o vazeçemediğimiz oyuncağımız bi yerlerde kalıcı olmaya devam ediyor. Gerçekten güzel düşünülmüş bi proje. İnsanın yüzünde gülümseme oluşturan ‘vay be iyi fikir’ dedirten bi çalışma olmuş.

Yolunuz Adnan Menderes Hava Limanı’na düşerse kesinlikle görmelisiniz. Belki başka yerlerde sergilenen çeşitli örnekleride vardır. Bu konuda araştırma yapmadım henüz. Konuyla ilgilenicem en kısa zamanda..

Ozaman herkes oyuncaklarını kapıp gelsin bakalım.. Küüüçük kııız, küçükkk kızz..sende gel ama oynamaya bekletme..gerçekten üzülürüz sonra ☹️

İş başı sevinci 😢

Sonunda Pazartesi olduda metrobüsün o muhteşem sarı çizgisinin dibinde bekliyor bu ayaklar. O neydi öyle sabah kalkıp sahile gitmeler, ıslak ayaklarla havuz kenarında ayak izleri falan. Ne çirkin resimler onlar öyle. Dinlenmişsin, kafanda iş güç stresi yok, güneşleniyosun falan ıyyy çok sıkıcı.

Bak Pazartesi öylemi halbuki nasılda heyecanlı, atraksiyonlu. Metrobüste yer kapma çabası şezlong kapmaya benzermi hiç. Teyzeler başında dır dır söylenicek habire sen daha uyanamamışken amcalar ‘ilerleyin’ diye bağrınıcak oh mis. Mis demişken çokta mis kokmayan insanlarla gitmek dip dibe ooo..

İşte bu ya gerçek mutluluk işe gitmek, tatilde neymişki zaten?

Yığınla evrak beni ofiste bekliyormuş bide harika haber. Şimdi gider faturalara sarılıp ağlarım artık. Yanlış anlaşılmasın sevinçten o sevinçten!

Çam bey diyceksiniz bundan böyle!

Pine bay yada “payn bey” dilimiz hangisine dönmüşse, kolayımıza hangisi gelmişse ama her haliyle güzelmişse demekki. Adındaki çam & defne sadece adında kalmamış dört bi yanı sarmışsa eğer işte budur gerçek doğallık, güzellik.

Tavsiye edilesi bi yermiş geldim, gördüm, gezdim, onayladım. Temizlik ve personel ilgisinin harika olduğu bi yer ve bence bi tatil mekanında aranıcak özelliklerin başında bunlar. Vee acayip geniş bi alana sahip. Daha nolsunduki..

‘Pine Bay Holiday Resort’

Reklamları sunduysak tatile kaldığımız yerden devam edebiliriz. Gideyimde adını söyleyemediğim otelin nimetlerinden faydalanayım. Okadar para saymışız yanee..

Pine neymişki buarada çam o çam..