Gücendirmeselerdi keşke..

Güzel bir kitabın daha sonuna geldik. Başak Buğday’ın yazılarını zaten çok seviyorum, şiir tadındalar ama romanıda bi okadar başarılıymış onuda görmüş oldum.

Bazı kitaplar hiç bitmese sonsuza dek sürse, öyle tatlı tatlı anlatsa hep istiyosunuz yani ben istiyorum ama olmuyo işte. Tadını damakta bırakıp bitiveriyor. Bu kitaptada tamda bu oldu.

Beni aldı taa çocukluğuma götürdü. Bende böyle yapardım, bende tam böyle düşünürdüm o yaşlarda dedirtti. O saf, masum, mutlu zamanları özleriz ya fena özletti.

Kafada türlü tilkilerle yaşadığımız ama niyetimizin aslında hep iyi olduğu zamanlar. Herşeyi hayra yorup kötülüklerden uzak tutulduğumuz. Ama ne yazıkki gün geliyor gerçeklerle yüzleşicek o malum zaman geliyor. Orda o noktada gerçeklerin karşısında bi anda büyüyüveriyoruz. Hayat çokta izin vermiyor çocukluğumuzu doya doya yaşamaya. Herkese başka başka yüzüyle, başka bi elin tokadıyla vurup öğretiyor.

Büyümek okadarda heves edilecek bişey diil, hele ansızın büyümek zorunda olmak hiç mi hiç iyi bişey diil.

Hayat Zalım needelim..

Gün senin günün

Çünkü delirmek emek isteyen bişeydi. Kutlanmayı en çok o hakediyordu.

Çünkü bazıları delirmeyi bile adam gibi beceremiyordu. Delirmek ciddi bi müesseseydi.

Tüm delilere kutlu olsundu ozaman bugün. Herkese benden huni..

Olmasaydı sonumuz böyle!

Değişik bi kitaptı tam anlayamadım desem yeridir. Roman gibi değildi, böyle kısa kısa sahnelerle sit-com tarzı anlatılar gibiydi. Karakterlerin tepkileri, birbirlerine verdikleri cevaplar eğlenceliydi.

Küsürat yayınları’na ait bir kitaptı ve sırf o sebeple ilgimi çekmişti. Ama tavsiye edermiyim? Hımmm.. Çok boş zamanınız varsa, napıcağınızı bilemez haldeyseniz vakit doldurmalık, zaman öldürmelik diyebilirim. He bide kitap şans eseri elinize geçmişse yani öyle para verip almalık diil.

O İnstagramdaki kitaptan alıntı cümlelere aldanıp geneli süper bi kitapmış gibi gelmesin. Bana gelen sana gelmesin Belalım. Ahey aheyyyy…

Not: Şuan hala devam etmekte olan kitap fuarı var Tüyap’ta. Bilenler bilmeyenlere hatırlatsın. Toplaşılıp gidilsin. Ben Pazar günü gitmiş bulunmaktayım. Bu kitabıda ordan almıştım zaten.

Üzgün not 😦 Kitapta basım hataları çıktı. Daha doğrusu basılmama hatası çıktı. Sonlara doğru toplamda 14 olmak üzere boş sayfa bulunmakta. Bence büyük ayıp okuyucuya karşı kontrol edilmeden fuarda sunmak.

Orjinal kitap alıyoruz kalkıp yazara saygıdan ötürü. Yetmiyor internet siparişi yerine fuardan canlı canlı alıyoruz. Ama gel görki korsan kitaptan beter çıkıyo. Köprü altı satıcılardanmı alaydık, kitap basmayıda biz öğreticek diiliz yani. Yazık.

Küsürat yayınlarına mail attım en tatlı dilim ilen. Ama bakalım cevap verilecekmi merakla bekliyoruz. Hayırlısı be gülüm.

Bunun gerçekten böyle olmaması lazımdı. Adının hakkını veren bi çalışma olmuş. Tebriksss..

Büyücüler büyücüler na na na na naa

Dışardan bakınca çocuk kitabı gibi içerden bakıncada öyle aslında. Ama yürekten bakınca büyüklere atılan taşlarla kafaların yarılmaması imkansız gibi.

Dilek Şurubu..

Yaşadığımız şu saçmasapan kötülük dolu dünyada “iyilik için savaş verirseniz gün gelir adalet yerini bulur, iyilik bulursunuz” mesajlarıyla avunmaya bazen okadar ihtiyaç duyuyoruzki. Hiçte öyle olmadığını biliyoruz aslında. Ama öyle olmasını umuyoruz yinede.

Bazen mutlu sonla biten masallar içimizdeki kötülükleri bi anlıkta olsa yok edebiliyor. Bu hikayede onlardan biri. İçimizdeki çocuğu avutmaya ihtiyacımız var çünkü. Böyle kitaplarla bazen kafa dağıtıp çocuk olmaya hatta.

Dünyanın yaşanılası bi yer olabilmesi adına tüm güzel dilekleri dileyelim o halde hep birlikte. Belki gerçek olur..kimbilir..

Meraklılarına dip not: Kitabın çizgi filmide varmış meğer. Hemde taa 2000 yılında falan yayınlanmış ama benim yıllar sonra kitabını okuyunca haberim oldu. Çünkü cahil ben! kitabıda yeni keşfettim. Bakınız ve izleyiniz: Wunschpunsch (Dilek iksiri)

Evrene gönderilen mesajlar: iletildi ✔️

Bazı kitaplar vardır arada bir tekrar okuma isteği duyarsınız. Simyacı’da onlardan biri benim için. İlk okuduğumda 11-12 yaşlarında falandım. Anlattığı şeyler bana büyülü bi dünyaymış gibi gelmişti. Kalpten çok güçlü bir şekilde istenip arzu edilen şeyler sihirli bi şekilde mümkün olabilir hissi uyandırmıştı bende. Yeterki çok isteyelim, gerçekten isteyelim tüm evren buna yardım edicekti. Öyle diyordu simyacı..

Öyle olması lazımdı. Ama olmadı. Öyle olmuyomuş o işler.. Büyüdük.. yaşadık.. istedik.. olmadı.. anladık.. Ama yinede inanmak güzelmiş..

Yıllar sonra yeniden okudum. O sihrine kapılmadım ama bu defa. Kendimi kandırmadım. Ama yinede inancın gücünü yeniden hissettim içimde.. Çünkü öyle garip bi etkisi var bu kitabın..

Bazen istediğimizi elde etmekten daha güzeldir o şeyi elde etmeyi istemek. Değişik duygular yani, değişik kafalar.. Bazı anlar sonu olmasada, sonu mutlu bitmesede yaşanmaya değer. Minicik bir ışık patlaması görmüş olmak bile güzel..

Umudummuymuşsun

Debbie Macomber’ın kitaplarını nekadar sevdiğimi defalarca söylemiştim. Kitaplığımda okunmak için sırada bekleyen bir ton kitap olduğundan bayağı geriden geliyorum ama olsundu, böyleside güzeldi. Ve bir hikayenin daha sonuna gelinmişti..

Günlük yaşamın karmaşası, derdi tasası ile zaten kafa bi dünya doluyken bilimsel, edebi yada çok atraksiyonlu yorucu kitaplar okuyasım gelmiyor şahsım adına. Oyüzden bu tarz romanları tercih ediyorum. Çünkü kafa dağıtıyor, huzur veriyo, nekadar kötü şey yaşarsak yaşayalım bi çıkış yolu hep vardır mesajı veriyor. Kısacası yaşama dair umut vaadediyor.

Hepimizin ihtiyacıda bu değilmi zaten. Derdimize derman olabilecek bişey olsun, arada mutlu sonla biten hikayelerle anlıkta olsa şu kahrolası dünyaya pozitif bakabilelim. Debbie bize tamda bunu sağlıyor işte.

Birbirinden farklı bi çok karakter seriyo önümüze. Herkes bi parça kendinden bişey bulsun, pay çıkarsın diye. Bi bakıyoruz aynı biz. Başımıza gelenler onunda başına gelmiş. O nasıl dayanmış, başa çıkmış, ben napmışım diye kıyaslama yapıyoruz. O bi şekilde mutlu olmanın yolunu bulup kazanıyor savaşı. E o zaman biz neden yapamayalımki? Bizde kendi savaşımızı kazanıp mutlu olabiliriz. İnanırsak herşey mümkün. Ne duruyoruz o halde?

Hayvan gibi davranmak lazım bazen!!

İkiside canlı, ikiside kalp taşıyor, ikiside anne olabiliyor, ama ikisinden birinde vicdan yok. Acaba hangisinde??

Biri yavruları için üzüntüden taşı basıyo bağrına, diğeri sesine tahammül edemediği yavrusunun yüzüne yastığı basıp öldürüyor…

Ver iz dı adalet?

Birileri bi yerde anne olabilmek için canını vermeye razıyken, bunun özlemiyle yanıp tutuşurken, bu mahlukatlar anne olabilmişken bunun nasıl kutsal ve değerli birşey olduğunu hiçe sayıp bunu yapabiliyor. Kıydığı can kendi parçası. Ama umursamıyor..

Okuyorum, düşünüyorum, tekrar okuyorum, defalarca düşünüyorum ama aklım almıyor. Neden yapar insan bunu? İnsan? Yaparmı? Neden?

“Köpeklik yapma” derizya kızınca birine. Aksine keşke herkes köpeklik yapsa. İnsanlık daha kötü bir hakaret galiba artık bu yaşanan dünyada. İnsanlık yapmayın artık yeter!!!