Umudummuymuşsun

Debbie Macomber’ın kitaplarını nekadar sevdiğimi defalarca söylemiştim. Kitaplığımda okunmak için sırada bekleyen bir ton kitap olduğundan bayağı geriden geliyorum ama olsundu, böyleside güzeldi. Ve bir hikayenin daha sonuna gelinmişti..

Günlük yaşamın karmaşası, derdi tasası ile zaten kafa bi dünya doluyken bilimsel, edebi yada çok atraksiyonlu yorucu kitaplar okuyasım gelmiyor şahsım adına. Oyüzden bu tarz romanları tercih ediyorum. Çünkü kafa dağıtıyor, huzur veriyo, nekadar kötü şey yaşarsak yaşayalım bi çıkış yolu hep vardır mesajı veriyor. Kısacası yaşama dair umut vaadediyor.

Hepimizin ihtiyacıda bu değilmi zaten. Derdimize derman olabilecek bişey olsun, arada mutlu sonla biten hikayelerle anlıkta olsa şu kahrolası dünyaya pozitif bakabilelim. Debbie bize tamda bunu sağlıyor işte.

Birbirinden farklı bi çok karakter seriyo önümüze. Herkes bi parça kendinden bişey bulsun, pay çıkarsın diye. Bi bakıyoruz aynı biz. Başımıza gelenler onunda başına gelmiş. O nasıl dayanmış, başa çıkmış, ben napmışım diye kıyaslama yapıyoruz. O bi şekilde mutlu olmanın yolunu bulup kazanıyor savaşı. E o zaman biz neden yapamayalımki? Bizde kendi savaşımızı kazanıp mutlu olabiliriz. İnanırsak herşey mümkün. Ne duruyoruz o halde?

Hayvan gibi davranmak lazım bazen!!

İkiside canlı, ikiside kalp taşıyor, ikiside anne olabiliyor, ama ikisinden birinde vicdan yok. Acaba hangisinde??

Biri yavruları için üzüntüden taşı basıyo bağrına, diğeri sesine tahammül edemediği yavrusunun yüzüne yastığı basıp öldürüyor…

Ver iz dı adalet?

Birileri bi yerde anne olabilmek için canını vermeye razıyken, bunun özlemiyle yanıp tutuşurken, bu mahlukatlar anne olabilmişken bunun nasıl kutsal ve değerli birşey olduğunu hiçe sayıp bunu yapabiliyor. Kıydığı can kendi parçası. Ama umursamıyor..

Okuyorum, düşünüyorum, tekrar okuyorum, defalarca düşünüyorum ama aklım almıyor. Neden yapar insan bunu? İnsan? Yaparmı? Neden?

“Köpeklik yapma” derizya kızınca birine. Aksine keşke herkes köpeklik yapsa. İnsanlık daha kötü bir hakaret galiba artık bu yaşanan dünyada. İnsanlık yapmayın artık yeter!!!

Özlenesi, İzlenesi şeyler..

Senelerdir arayıp nedense hiç bir sitede ne Türkçe dublaj nede alt yazılı halini bulamadığım sevgili dizim Mad About You bugün şans eseri güzel haberlerle ve alt yazılı hali ile karşıma çıktı. 1992-1999 yapımı bir dizi olur kendileri. Bizim ülkemizde tam olarak hangi yıllarda yayınlatmaktaydı şuan emin değilim. Ama sabah 6’da okula gitmek için kalkıp uyku sersemi zorla kahvaltı yaparken Kanal D’de izlediğim ve bazen gülümseyerek bazende hüzünlenerek okula gitmemi sağlayan bir dizi olduğuna göre okul çağındaymışım ve yine o senelere denk geliyormuş demekki .

Birbirini çok seven, eğlenceli ve çok farklı bi ilişkileri olan Paul ve Jamie Buchman çiftinin öyküsüdür. Şimdi izlerken aynı tadı alıcakmıyım bilmiyorum tabi onu izleyip görücez..

Veee işte güzel olan asıl haber ise; yeni bölümlerinin çekiliyor olması. Kasım ayında sanırım (internet haberinin yalancısıyım) yayınlanmaya başlıcakmış. Acayip sevindim bunu öğrendiğime.

Bazı güzellikler her daim devam etmeli özletmemeli diye düşünüyorum. Çünkü ben bazı şeyleri ayrı bi sevip değer veriyorum. Çünkü bazı şeyler bunu hakediyor.

Merak ederseniz, olurda ilginizi çekerse diye; Dizilla adlı sitede şimdilik 2 sezonluk bölümler mevcut diyerek size bir güzellik yapıyım. İnş devamınıda yüklerler. Beklemeye devam..

Kız çocuğu

Dip not diil ilk not olarak söylemek istediğim şey: kitap cinsellik yada hayat kavgası adına bazı şeyleri henüz tam olarak idrak edememiş yaştaki çocukların eline geçmemeli. Tam olarak kavrayamadığı şeyler konusunda anlam kargaşası yaşamaması adına dikkat edilmeli.

Evet hikaye deli gibi sürükleyici ve anlatım dili muhteşemdi. Kitap okumuyorda sanki aksiyon,cinayet, intikam, entrika.. olaylar olaylar olaylar.. tarzı bi film izliyor gibiydim. Gerçekten çok beğendim kitabı ama üzgünümki kitaplığımda rahatça sergileyebileceğim yada herhangi birine tavsiye edebileceğim bi kitap değil. İçinde tecavüz, ensest ilişkiler, cinsiyet değişimleri, cinayetler, uyuşturucu, dini inanç konusunda bocalamalar kısaca akla gelebilecek her türlü pislik mevcut.

Evet yaşamın içinden, evet bunlarında bilincinde olmalıyız, evet yaşayanı anlayabilmek adına bilinçlenmeliyiz, evet hepsi artık Malesef ve Kahretsinki günümüzde sıradan şeyler ama yinede kitap biraz tehlikeli.

Zaten Onur Ünlü’nün tarzı hep buydu. Kitabındada aynı durumu yansıtmış. Filmlerini izleyenler bilir. Sıradan ve basit düşünen bi insana hitap etmez. Hep bi karmaşa, hep bi uç noktalara değinme, hep ince ince önemli mevzulara dokundurma vardır. Kafanızı karmançorman eder ne izledim ben, noluyo, nerdeyim, niye böyle diye kalakalırsın izlerken. Ama bu karışıklıkta öyle bi dokunurki yüreğinize siz bile nolduğunuzu anlayamazsınız. Herkese göre diildir ama gerçekten muhteşemdir. Bu kitapta tamda böyleydi işte..

Hayat bazen çok acımasız ve bizde ona karşı acımasız olalım diye bizi zorluyor. Elimizde vişne renkli baltamızla bişeylerin intikamı için koşturup duruyoruz ordan oraya.. Bazı zamanlar, bazılarımız için, bazı hayatlar gerçekten hiç yaşanası diil malesefki..

Bülbül’üm..Bülbül’sün

Yine güzeldi, yine hüzünlü, yine sevgi yüklü, yine yine yine..

Kristin Hannah’ın insanın yüreğine dokunmayı bilen, seni kolundan, bacağından şiddetle yaka paça tutup, en çokta kalbini söküp hikayenin içine sürüklemesi değişmez bi gerçek sanırım..

Bu öyküde de tam öyle oldu. Her satırda kendimi o anları yaşarken, o acılara şahit olurken buldum. Oturduğum koltuktan kalktım taa Fransa’lara gittim, zamanda yolculuk yapıp Viann ve Isabelle ile 2.Dünya Savaşı’nın o berbat günlerini yaşadım..

Bi yanım hep Isabelle oldu. Karşı koydum yaşananlara, isyan ettim tüm dünyaya. Yılmadım, savaştım doğru bildiğim ne varsa onun uğruna. Uğrunda canımı hiçe saydığım davalarım oldu bu hayatta. İnançlarımı ,amaçlarımı herşeyden üstün kıldım.

Ama bi yanım hep Viaan kaldı. Ailesi, yuvası, sevdikleri uğruna herşeyini feda etmeye hazır fedakar, cefakar insan. Sustukları, susup içine attıkları, içine atıp katlandıkları.. “Kim olsa aynısını yapardı, çaresizlik bambaşka bişey” dedirten çaresizliği..

2 kardeş, aynı aileden ama 2 bambaşka insan. Okurken aslında içimizde bu 2 ruhada ait bişeylerin aynı bedende var olduğunu keşfetmek. Mücadeleci yanımızla günün birinde duyduğumuz gurur ve fedakarlıklarımız sonucu sahip çıktığımız değerler..

Nasıl bi insan olursak olalım, nasıl bi yolda yürürsek yürüyelim, günün birinde aynı sokakta buluşucaz. Kaçınılmaz son. İşte bütün mesele o gün geriye dönüp baktığımızda ne hissediyor olucağımız. Bülbül’ün melodisi hala kulaklarımızdaysa, yüzümüzde minikte olsa bi gülümse varsa; çok şükür yürünen o yollara..

Artçı acılarımız

Depremler oluyor beynimde

Dışarıda siren sesi var

Her yanımda susmuş insanlar susmuş

İçimde ölen biri var..

Koskoca 20 yıl, dile kolay ama geçip gidiyor işte acımasızca. Canı yanına, canından bi parça kaybedene, canından olmaktan beter olana bu 20 yıl nasıl geçmiştir kimbilir..

Söylenecek çokta söz yok. Ateşin düştüğü yeri yaktığı gün bugün. Bize sadece acı bir hatıra, ölümden kurtulup yaşayansa aslında hala enkaz altında..son nefesine kadar..

Sabır, sadece sabır..dinmeyen artçı acılarımıza, sancılarımıza..

10’a bakmak, O’na bakmaya benzemez..

Ona nasıl ve nerden baktığınla alakalıdır bazen tüm mesele. “Kime göre neye göre? ” dediğimiz durum söz konusudur çoğu zaman.

Karşımızdakini kendi fikrimize göre yargılamadan önce onun açısından bakmak gerekir duruma. Belki karşı tarafa geçince bambaşkadır mesele. Yerinde olsam yapmazdım dediğimiz şeyi, o yere geçince alasını yaparızya hani tamda bu. Herkesin doğrusu kendine göredir, kendi bulunduğu yerle, yaşadığı hayatla orantılı.

Toplayıp çıkarmadan, bölüp çarpmadan önce bi sağlama yapmalı sonucu öyle söylemeli. Kimseyi doğru bildiğimiz yanlışlar uğruna kırmamalı.. Herkes uslu olmalı, 10 puanı kapmalı..