Buda (Y)azarsa?

Bazı kitaplar gerçekten çok değerli. Bize onca güzellik katıyo, mutlu ediyo, bilgilendiriyo,kafa dağıtıyor. Oyüzden bazı yazarların gerçekten eli öpülesi.. Ama bazılarıda varki suratına tükürülesi. Tükürsende az kalır kafası kopartılası, etleri lime lime edilesi.. var işte böyle şerefsizlerde. Çokk var hatta ama bu sadece bi örneği. Hergün masum canlar şiddete, tacize maruz kalırken, yüzlerce belkide binlerce ailenin canı bu sebepten yanarken, bi lokmacık yavrularını böyle tiksinç sebeplerle toprağa verirken bazı şerefsizlerde böyle kitaplar yazıyo işte. Şekil A üstteki resimdeki Allah’ın belası herif. Sapığım demiyoda yazarım diyo. Ve biz hala bunun gibilere gerekli cezaların verilmediği bi ülkede yaşıyoruz. Ne güzel memleket ya.. Biri yazıyo, biri basıyo, biri alıp okuyup para kazandırıyo, olan minicik masum yavrulara oluyor.. En lüzumsuz konularda değiştirilen o yasalar neden bu yaratıklara uygulanıcak cezalar konusunda değişmiyor? Daha kaç hayat mahvolucak bi adım atılabilmesi için çok merak ediyorum? Yazık, gidene yazık, gitmeyipte o psikolojiyle kalana dahada yazık..

Yayılamayasıcalar

Toplum kuralları, görgü kuralları falan keşke azcık biliyo olsa bazıları. Çok değil ya oturmasını kalkmasını bilseler yetcek ama malesef. Çokta dencek laf yok görünen köy klavuz istemiyomuydu neydi o? Klavuzu kargayamı kaptırıyoduk sonunda noluyodu? Burnu nerden çıkmıcak bunların onu hele hiç demiyim. Kaptaaan incek var!!

Mini mini bir kuş..

Bazen çok acı çekeriz bu hayatta, başımıza gelmedik kalmaz, tüm belalar gelir bizi bulur. Ama herşeye rağmen yaşamaya devam etmemiz ve bu yaşam için savaşmamız gerekir. Çok zordur ama nefes aldığımız sürece başka şansımız yoktur. Yerimiz yurdumuz değişir, sevdiklerimizi kaybederiz ama umut önemli şeydir ve onu kaybetmemek herşeyden önemli..

İnsanda olsa bu böyle bi papağanda olsa böyle. Her canlının umudu kendine göredir.. Şu dünyalar tatlısı şey günlerce bağırdı acı acı, kimbilir o haykırışlarda neler anlattı. Sahibinden, evinden ayrı kalmasınamı yansın. Kargaların, kedilerin saldırısımı yaksın canını. Hiç tanımadığı bi ortamda gördüğü onca yabancı yüzdenmi ürksün. Bu kuşçuk bağırmasında napsın? Ama sonunda oda yeni ve güvenli bi yuvaya kavuştu. Şimdi umut dolu şarkılar mırıldanıyor. Yeniden mutlu olmanın yolunu buldu kendince..Ne mutlu ona..

Keşke bizler içinde bukadar kolay olsa dimi?

Karınca kararınca..

Salatalıkla birlikte çürüyen bir tez olur kendisi. Ya bizim karıncaların damak zevki farklı. Ya bunlar salatalık kabuğu değil. Yada bu bilim adamları hiç bişey bilmiyo. 3 bilinmeyenli denklem şekil A.

Uzaklaştırıcı etkisi olan şey bizde ziyafete dönüşmüş. Bedava iftar organizasyonu bulmuş gibi üşüşmüşler başına. Eşe dostada haber verin ya gelmeyen kalmasın gerçekten hatrım kalır. Evi size bırakıp gidelim hatta çekinmeyin rahat rahat yayılın heryere..

Akşam canlı yayına bağlanıp sorayım bakayım “Hocam Karınca duası karıncaları uzaklaştırırmı?” diye. O dini bir meselemiydi yoksa? Din ve devlet işleri hepten karışınca günümüzde malum(!) hayvanlar alemide karışsın kusur kalmasın dediydimde..

Git bi Momo’ya uğra..

Bazı kitaplar gerçekten çok güzel. Herkese tavsiye etmek istersin böyle ama biri hadi anlat dese öylece kalakalırsınya doğru cümleleri bulamazsın. Çünkü nasıl tarif etsen eksik kalıcaktır, okumayana saçma gelicektir, kitaba ayıp olucaktır. Sadece o öyküyü sizin gibi okumuş biri anlar o tarifsiz tarifi. Momo’da öyle bişeydi işte. Çocuk kitabı görünümlü ama hayatın acı gerçeklerini büyüklerin yüzüne çarpan türden. Tamda bu ne yazıkki dediğimiz cinsten. Bu kitabı hatta bu yazarı bukadar geç farketmiş olmanın pişmanlığı ama geçte olsa keşfetmiş olmanın mutluluğu içindeyim.. Yitip gittikten sonra kıymetini anladığımız o zamanlar, zamandan tasarruf etmek uğruna vazgeçtiklerimiz, mutluluğu hangi zamanda bulabiliriz diye arayışlar.. ve daha bu gibi bi dolu şey işte.. “Hep çocuk kal emi büyüme sakın” sözlerini duya duya büyüdük bizlerde. Biz büyüyüncemi kirlendi dünya? Yoksa biz büyürkenmi dünyayı kirlettik? Duman adamlar sarmış dört bi yanımızı. Bi gün bizde kurtulurmuyuzki? Yok dimi öyle bi dünya?!

İçine ata ata ne hale düştün..

Bazen bazı şeyleri sindiremeyiz şu hayatta. Bi türlü kabul edemeyiz, yediremeyiz kendimize. Duyduğumuz, gördüğümüz, düşündüğümüz ama söyleyemediklerimiz boğazımızda yumruk gibi takılıp kalır. Yutkunamadıkça içimizde büyür tüm o şeyler. Avazın çıktığı kadar bağırmak istersinde susmaya mahkumsundur. Gittikçe zorlaşır herşey. Gittikçe dahada can yakıcı hale gelir. Bazen böyledir işte.. Ama bazende çokta şey yapmamak lazım yani belkide sadece iftarda şuursuzca yemişizdir ondandır bu içimizi sıkan kimbilir 😉 soda var içenmi?

Naparsan yap aşk ile yap

Bastian’ın öyküsüydü bu bitmeyecek olan. Belkide Bastian bizdik. Unuttuğumuz adımızdı o. Ne uğruna unuttuğumuzu bi bilsek kahrımızdan ölürdük eminimki. Herşey tamda böyle, yaşam denen şey bi kitabın satırlarında sunuluyor bize. Her satırını aslında kendimiz hayal edip yazdığımız. Kendimizi ararken kendimizi kaybediyoruz bazen. İnsanlıktan çıkıyoruz. Nerden geldik nereye gidiyoruz görmüyo gözümüz. Hırslarımız uğruna yok ediyoruz en masum şeyleri bile. Güç, başarı diye elde ettiklerimiz bizden neler götürüyor bazen hiç anlamıyoruz . Bazen değil çoğu zaman aslında. Bitmeyecek öykümüzü yazarken ne istiyorsak yapmakta özgürüz ama sonuçlarına katlanmak şartıyla. Çünkü bi gün dönüp bakınca geriye neler elde ettiğin değil, elinde neler kaldı bu önemli olan. Gerisi sadece pişmanlık, acı.. Kendiniz için güzel dilekler dilemeniz dileğiyle..