ölü kelebekler..

“Biz ayrı dünyaların insanlarıyız” derdi ya her Türk filminde esas kız esas oğlana. Acılar çekilir, biçok şey yaşanır ama sonunda aralarındaki o büyük aşk sayesinde aynı dünyada buluşur sonsuza dek mutlu olurlardı filmin sonunda. Hep bunları izleyerek büyüdük. Hep bu yalanlara kanarak. Aşk varsa birlikte olmamak mutlu olmamak için hiç bir sebep geçerli sayılmazdı. Her zorluğu aşardık sevgi sayesinde. Ama filmlerdeki gibi olmuyo işte. Hele aşk yoksa yada varsada işe yaramıyorsa zerre kadar..insan yolunu şaşırıyor, bi çıkmazda yok olup gidiyor. Ayrı dünyaların insanı olmak diye bi gerçek var ve bu insanın canını acıtıyor. Belki diyosun belki.. bi ortak yol bulunur. Ama olmayınca olmuyor. Herşeyini sersende önüne dönüp bakmayınca görmüyo bi tekini bile. Anlamıyor. Keşke herşey filmlerdeki gibi olsa, mutlu sonla bitse. Yada kötü kalpli zalim biri gelip alsa canını.herkes kurtulsa rahat etse.  Ama oda olmuyo. Sonunu bilmediğin bi filmde oynamak gibi bazen.. filmin acı çeken karakteri olmak düşmüş payımıza yapıcak bişey yok. Ama insan merak ediyo işte mutlu bi hikayede kısacıkta olsa bi rolüm olsa nasıl olurdu diye. Sevilseydim, kıymetim bilinseydi, yüzüm hep gülseydi nolurdu sanki diye. Aşktan böyle midemde kelebekler uçuşsaydı falan.. benimse midemde ölü kelebeklerin cenaze törenleri var her daim..rahmetliyi nasıl bilirdiniz?.

Hunisel mevzular :)

Bi hevesle akşam akşam üşenmeden gider şunları alırsın. Eve getirip koyar karşına masum masum seyrederek, hayaller kurup bunları kullanıcağın günlerin biranönce gelmesini ümit edersin. Sonra yine bir heves bunu ilgili şahsa anlatırsınki sevincini paylaşsın. Ama sonuç: “çok çocukça ama güzelmiş yinede” bukadar yani,  bitti.. bütün heves,heyecan, hayaller yerle bir 😦   Sonra hunimizi alıyoruz kafamıza takıp sinirden deliriyoruz tabi. En azından bu işe yarasın bari dimi? 🙂

sıkıntıdan yazılmış satırlar..

Yıllardır yoğun bi tempoyla bi curcunanın içinde çalışan ben; bu yeni halimi benimseyemedim bi türlü. Sakin bi ortamda çalışmak, günün yarısından fazlasını boş geçirmek pek bana göre bişey diilmiş gibi geliyo. Bünye alışık değil ya, bi yadırgıyo ister istemez. “Daha ne istiyosun” derdim bundan bir ay önce biri bana bu tarz şeylerle gelse. O yoğunlukta insan özeniyo boş boş durupta çalışıyorum diyenlere. Ama gel görki bu rahatlıkta biyere kadar. İnsan gerçekten sıkılıyo ve kendine iş icat etmeye başlıyo vakit geçsin diye. Garip bi nankörlük işte. İnsanoğluna yaranılmıyo her koşulda kısacası. Yapıcak bişey bulamayınca yazıcak bişeyler buluyım bari dedim ama oda olmadı. Bende böyle bişey bulamayışımı yazıyorum işte. İdare ediverin artık.. Vakit geçsin diye saatlerdir haberlere bakıp duruyorum internette. Hepsi iç karartıcı. İnsanın okudukça kaçıp gidesi geliyo bu ülkeden. Ama sonra bakıyosun dünya haberlerine; öyle kaçıp gidilecek bi yerde yok malesefki. Al birini vur ötekine. En güzeli magazin haberleri. Sanırsınki onlar ayrı bi dünyada yaşıyo. “Hayat sana güzel” dedikleri mesele bu olsa gerek. Hayat bi onlara güzel.            ( Madalyonun görünen yüzüyle tabi. ) Kendi kendime iki dakikada şurda ünlülerin dedikodusunuda yaptım ya tamamdır artık. Sıkıntı boyutum ileriki safhaya ulaştı demektir, Allah kurtarsın 🙃