Odalarda ışıksızım..

Yine günlerden bigün elektrik yokmuş. Dışarda fırtına, yağmur, dondurucu bi soğuk varmış. Uzmanlar “kar geliyo kaaaarrr!”diye uyarıp dursada o kar niyeyse bi gelememiş. Gelseymiş bu elektriksizlikte pencereden seyretmesi bence çokta güzel olurmuş. Ama şimdi bu şartlar altında tek yapabildiğim yapamadıklarımı yazmak oluyo görüldüğü üzere.. Olsun belki mum ışığında yazınca daha bi romantik neyin olur 😀 Romantiklikten bahsetmişken büyük gün 22 Ocak. Sonunda belli oldu ve geri sayım başladı bugün itibariyle. Heyecanım, stresim dahadamı arttı ne? Garip duygular içindeyim. Hüzünmü, sevinçmi, korkumu, telaşmı neyin nesi anlamadım valla. Bir acayip hallerdeyim. Hayır ola..Gelin olmak böyle bişey olsa gerek. Aynı anda içinde milyon tane duygu barındırıyo insan. Kafamda gezinen binlerce tilkiden hiç bahsetmiyim onlar ayrı bi olay zaten. Stresten kolllarımda kızarıklıklar kabartılar oluşuyo. Hiç hayra alamet diil nişan üstü ama bi türlü geçmek bilmediler.Geçebilmeleri  için öncelikle stres yapmamak, relax olmak gibi bi lüksüm yok. Bunca telaşın içinde cool takılmak gibi bi durum mümkün olmuyo malesef. Millete atıp tutmaya, “takma ya bunları bukadar” demeye benzemiyomuş. Öyle bi dünya yokmuş. Bizzat yaşandı, görüldü, ağzının payı alınıp, türlü türlü dersler çıkarıldı. Ve daha bu yolun başı olduğundan ötürü çekilecek daha çok çilem var,  oda Allah’ın emri yani kabullenmiş bulunmaktayım. Ozaman ne diyoruz: Hayırlısı…

Bavul dolusu mutluluk

Damat bohçamı, bavulumu, her bişeyimi hazırlayıp süslemiş bulunmaktayım. Sonunda bittide çok şükür, koyduk bi köşeye malum günün gelmesini bekliyoruz. Hazırlaması yorucuydu biraz ama keyifliydi yinede. Süsledikçe ve ortaya güzel birşeyler çıktıkça insanın hoşuna gidiyor. İnsan hazırlarken umutlarını hayallerinide dolduruyor sanki içine. Garip bir duyguymuş. Sanki böyle nereye olduğu bilinmez bi yolculuğa çıkmak için hazırlanıyormuş gibi o bavul. Sadece gideceğin yerde seni güzel şeyler beklesin, iyi bir hayatın olsun diye ümit ediyosun. Ötesi yok. Ve işin garip kısmı kendin için diilde orda seni bekleyen için hazırlık yapıyosun. Ona güzel şeylerle gidebilmek için. Mutlu olmak için önce mutlu etmek gerekiyor sanırım. Karşılığını alabiliyorsan eğer o mutluluk işte ozaman dahada anlamlı. Ama bazen öyle olmuyo işte. Tek taraflı çabalarda bi yere kadar. İki yüzüm gülsün diye onca fedakarlığa değiyormu bilemiyo insan bazen. Ama yinede kendi payına düşeni yapmalı, gerisi Allah kerim. Gene konuyu acılı hale getirmeye niyetim yok korkmayın. Konumuz bohça ve yüzde yüz karşılığı olan birşey çok şükür 😀 Bakalım gelin bohçam nasıl gelicek bana? yani sunum olarak. İçindekileri bilsemde yinede heyecanla bekliyorum işte. Ben internet aleminden araştırıp çektiğim kopyalarla böyle bişey çıkardım ortaya. Umarım beğenir damatgiller. 😀

👆➕☝️= ❤

Yeni kitabıma başladım bu akşam. Bi öncekini biraz eleştirmiştim ama haketmişti yani oda laf aramızda. Bakalım bunda nasıl bir hikaye bekliyor beni. Daha önce bu yazarın “Senden önce ben” kitabını okumuştum ve çok sevmiştim. Umarım buda onun gibi çıkar. Genelde bir yazarın bir iki kitabını okuyup beğenmişsem sonra takibe başlıyorum. Her çıkan kitabını almak zorundaymışım gibi  garip bir his oluşuyo. Vicdanen kendimi yazara karşı sorumlu hissediyorum galiba. Kitap aşkı böyle bişey. “Senden sonra ben” kitabınıda aldım mesela. Oda okunacaklar arasında beklemede şuan. Daha ilk sayfalardayım, kahramanlarımızla tanışıyoruz daha kim kimmiş neciymiş diye. İlerleyen günlerde yorum yapmaya başlayabilirim. Ama henüz çok erken. Oyüzden şimdi okuma zamanı…

Özgürlük? neemişki o?

Stres dolu alışverişin sonuna geldik dün. Çok şükür karşılıklı alınması gereken şeyleri tamamladık. Daha bi ton şey var gerçi ama onlar sadece beni, bizi, kız tarafını ilgilendiren şeyler. Enazından stresten deliyede dönsem kahrımı çekicek olan benim garibanam 😀 Büyük gün yaklaşmakta ve heyecan dorukta. Öyle zormuşki, kimseye tavsiye edilcek gibi diil yani. Evlilerin “nabıcan evlenip hayatını yaşa” nasihatları yerden göğe kadar haklıymış meğersem. “Biz ettik sen etme” uyarılarını dinlemek lazım ama öte yandan “hadi nezaman evleniyosuncular” daha baskın gelmekte. Çoğunluk ne istiyosa o olur yapcak bişey yok. Seçim hakkın, hayatını istediğin gibi yönlendirmek, ben böyle mutluyum falan.. öyle bi dünya yok şekerim. Acı ama gerçek! Senden ne istiyosa elalem onu yaşamak zorundasın şu hayatta. Yanlış anlaşılma olmasında altını üstünü çiziyim hemencik: sözüm meclisten dışarı. Tamamen genel bu; yani evlilik babında diil. Buda böyle biline.. Ama işte daha doğar doğmaz hep toplumun yönlendirmeleriyle yada elalem ne der baskısıyla bişeyler yaşıyo olmak bence hiç adil değil. Özgür bi yaşamdan bahseden, ben elalemi takmıyorum diyen en kral insan bile aslında yaşamındaki birçok şeyi elaleme göre belirlemekte. İnkar etmek size özgür hissettiriyosa buyrun. Özgürsünüz hehe çok özgürsün bravooo  👏 konu çeyizden nerelere geldi bi anda..

Sonuç; bohçam var benim eyy Elalem. Tam bir özgürlük anıtı misali yığdım tepe tepe evin bi köşesine 😀 ve birde heyecanla takmayı beklediğim yüzüklerim var.. 

Hayal kırıklığı..

Yeni başladığım “Papatya kokulu hikayeler” kitabından bahsetmiştim geçen gün. Henüz bitirmedim gerçi ama yinede eleştirimi yapmak için beklememe gerek olmadığını düşünüyorum. Sonuç değişmicek çünkü o belli. Kısa kısa hayata dair güzel mesajlar içeren öykülerden oluşuyor kitap. Ama nerdeyse bir çoğu bildiğimiz, biryerlerde mutlaka duyup okuduğumuz hikayeler. Bundan seneler önce “Tavuk suyuna çorba” serisi falan vardı bilmem hatırlarmısınız? Hikayelerin çoğu ordan alıntı. Kısacası hayal kırıklığına uğradım. Yeni birşeyler okuma ümidiyle eline alıyorsun kitabı ama bildiğin şeyleri görünce karşında hoş diil yani. İnsanın okuma hevesi kaçıyor. Hadi onuda geçtim ne gerek var yani bu şekilde bir kitabın? Yaratıcı olmak, kendi öykülerini, maceralarını, duygularını aktarmak varken böyle birebir aynısını yapıp kolaya kaçmak nedir?. Adını değiştirip iki süsleyip bi kokutup pazarlama mantığıyla yaklaşmanın çok çirkin olduğunu söyleyebilirim. Ama tabi zamanında Tavuk suyuna çorba’yı okumayanlar için bunlar şimdi yeni ve harika öyküler gibi gelicek oda ayrı mevzu. Belli bir kesime hitap edip, kalan kısımdanda kime yutturabilsek kardır mantığı var sanırım. Yinede bırakmadım yani, sonuna kadar okuyup bitiricem tabiki. Çünkü yarıda bırakmayı sevmem hiçbir kitabı -kötüde olsa. Çünkü o benim hediyem, hediyeye saygımdan bırakmam. Çünkü hikayeler bildiğim şeylerde olsa güzeller ve yeniden okuyor olmak güzel. Ben sadece bu çakma yazarlık durumuna kızıyorum sanırım. Emeğe saygı lütfen!

En güzel hediyeymişse bu kitap 📚 

Yeni kitabıma başlıyorum buakşam. “Papatya kokulu hikayeler” Kendileri benim güle güle hediyem oluyorda birazcık oyüzden önemli bir kitap aslında. İçeriği nasıl olursa olsun şimdiden sevdiğim kitaplar arasında. Bir önceki işyerimden ayrılırken, son gün almışlardı arkadaşlarım bunu bana. Kitap okumaya bayıldığımı hepsi biliyordu çünkü. Bana verilecek en güzel hediyede bu zaten. İnsan kitap okurken bir süreliğinede olsa kendi dünyasından uzaklaşıyor sanki. Farklı hayatlar farklı karakterlerle bütünleşip onları anlamaya çalışmak çok güzel bi duygu bence. Yüzlerce kitap okumuşumdur bu yaşıma kadar ve binlerce karakter düşün, binlerce olay. Ve her defasında okurken insan ben olsaydım bunu yaşayan ne hissederdim, ne düşünürdüm, ne tepki verirdim diye sorguluyor kendini. Değişik bir duygu. Kitap okuma alışkanığı olmayanlar anlamıcaktır şuan. Kitap deyip genellemiyim aslında yanlış olur bahsettiğim; Romanlar. Yada bazen okurken tamda hissettiğin ama hiçbirzaman dile dökemediğin, tarif edemediğin duygularını pat diye ortaya çıkarır ya. İşte bu ya! dersin tam olarak hissettiğim. Nede güzel açıklamış. Döner aynı satırları bi daha okursun içine işleyene kadar.. Yeni kitabıma başlamak için sabırsızlanıyorum şuan oyüzden lafı fazla uzatmaya niyetim yok. Kapağındaki söz ne güzel açıklamış  sevgiyi, sevmeyi, sevebilmeyi.. Fedakarlık olmayınca olmuyo işte birşeyler. Olsada bi anlamı yok. İnsan kendinden birşeyler vermeli, kendini koymalıki ortaya o gerçek sevgi olabilsin. Sevgi neydi? Sevgi emekti.. diye Selvi boylum al yazmalıma bağlamadan durumu kitabıma dönsem iyi olucak sanırım. 

Karlaaar düşerrr..

Yılın ilk karı yağıyo şuan. Kime göre,neye göre ilk dimi? Yani yaşadığım yer açısından ilk diyelim ozaman. Seyretmesi öyle güzelki. Kar hep mutluluk vermiştir bana, aynı zamandada hüzün. Çocukluğum gelir hemen aklıma. Deliler gibi karda yuvarlandığım günler, boyumdan büyük kardan adamları yapma çabalarım, soğuktan donmuş ellerim ayaklarım.. yorgunluktan ve soğuktan gebermek üzere olsamda tarifi olmayan bi mutlulukla kömür sobasının borularına sarılarak ısınmaya çalışma halleri 🙂 Hatırlayınca direk insanın yüzünde hüzünle karışık bi gülümseme beliriveriyo ister istemez. Kar benim için mutlu geçen çocukluğum demek sanki. Ve gecenin bi yarısına kadar pencerenin pervazına başımı yaslayıp sokak lambasına bakarak kar tanelerinin ışıkta nekadar güzel göründüğünü seyretmek. Yıllardır bu evde aynı sokak lambasına bakarak karı ve kışı karşılamak insana huzur veriyor galiba. Azönce yine pencereden bakarken ve yağan karı seyrederken bunlar geçti aklımdan. Çocukluğuma gittim geldim sanki bi an. Minicik şeylerden mutlu olabilen o minicik kız oldum yine. Ve bu evde geçirdiğim son kışım sanırım bu. ( yuvadan uçamaya hazırlanan kızcağızın psikolojisine büründüm sanırım daha şimdiden 😀) Birden kötü oldum düşününce bu gerçeği. Seneye yağan ilk karı başka bi evin penceresinden izlemek zorunda kalıcam. Garip bi duygu. Bilmediğim, alışık olmadığım bişey olucak sanırım. Sanki çok kötü bi olaymış bu durum gibi söyledim galiba ama öyle napiim. İnsanın yaşadığı anları sonmuş gibi yaşıyo olması çok acı veriyor. Bilinmeze doğru gidiyor olmak zor. Seni nasıl bir hayatın beklediğini bilmiyor olmak korkutucu geliyor bazen. Yada herzaman. Hayat hep bildiğini okuyo çünkü. Hiçbişey insanın planladığı gibi gitmiyor. Ve hayırlısını dilemekten başka birşey gelmiyor bazen insanın elinden. Gece gece derin mevzulara daldım sanırım. Kar yağdı böyle oldu. Yapcak bişey yok. Umarım tutar ve bembeyaz bir sabaha uyanırız diye dualar ederekten uyumak çok heyecan verici. Ama tabi asıl heyecan şimdi öğrencilerde bence. “Acaba tatil olurmu? ” düşüncesinin mükemmelliğini bi düşünsenize ❄️