Sonsuza dek

Ağlaya ağlaya okuduğum bi kitabın daha sonuna geldim. Selvi boylum al yazmalımın Kristin’ce versiyonuydu. Sevgi neydi? Sevgi emekti! diyerek bitirdik hikayeyi. Bazı şeylerin kafamıza dank etmesi için büyük sınavlardan geçmemiz gerekiyor bazen. Gözümüzün önündeki gerçeği görebilmek için bi felaketin eşiğinden dönmeliyiz. Ve bazen uyanabilmek için önce derin bi uykuya yatmak şart belkide. Aşkın gücüne tüm kalbimizle inansakta, bizi aşkın değil sevginin yaşatıcağını gösteren bi kitap. Aşk ve sevgi arasında çok ince bi çizgi var ve onu görebilmek bazen mümkün olmuyor. Çizginin hangi tarafında olduğumuz sanırım asıl mesele..

Balık diilmiydi o?

Bencede Mahmut senden hayır yok yıkanmayı öğret baride kendi kendine paklansın garip. Sabahın kör karanlığında işe giderken felsefik yazılar görmekte tam benim ilgi alanım zaten. Uykudan gözümü açıp önümü göremem ama böyle şeyler oldumu kaçırmam. Ama bunlarla uğraşırken metrobüsü kaçırırım o ayrı.. Mahmut kimsen burdan selam olsun. Saygılar..

Şeytan bi uyanamadıysa..

Hiç bitmicek sandığım bi kitaptı ama nihayet başardım bitirmeyi. Normalde John Verdon’un kitaplarını severim ama bu nedense aşırı sıkıcıydı. Sanki çok büyük bi sırrı çözücekmişiz, şok geçirip vay be diycekmişiz gibi bi ton ayrıntıya girilmiş. Onca mevzudan bahsedildikten sonra insan bomba etkisi yaratıcak bi son bekliyor ama tam bi tırt. Katil bulunuyo hatta yok ediliyo ama insan son sayfada bile bumudur yani mutlaka daha güzel bi son olmalı diye son satıra kadar arayışa giriyor. Onca gereksiz ayrıntıya bilimsel bilimsel sıkıcı tanımlara rağmen sonu çok kötü bağlanmış öykünün. Boşa okumuşum etkisi yaratıyor insanda. Tuhaf bi kitaptı ama yinede karakterleri seviyorum, onların hatrına bile okunabilir yani. Dave Gurney ve karısı Madeline. Özellikle karısının iç güdülerine, farklı bakış açısına, zeki fikirlerine, cuk oturan laflarına hastayım. Ama sonuç olarak tavsiye edebileceğim bi roman olmamış bu defa üzgünüm 👎