Bu kadar kolay sanma, Delikanlım

Zeze, Zeca, Gum, Şüş, Momptit.. İsmine kim ne derse desin O’da sonunda herkes gibi büyümüştür neticede.

Büyümek zorunda kalmıştır demek daha doğru belkide. İçimizdeki çocuğu nekadar korumaya, yok etmemeye çalışırsak çalışalım kaçınılmaz son olgun bi insana dönüşmek oluyor. Hayat bazen bi noktada daha fazla izin vermiyor ve sıradan, mutsuz, ruhsuz birine dönüşüveriyoruz.

Sevdiklerimiz yeterki mutlu olsun, bizden memnun olsun diye memnun olmadığımız hayatlar yaşıyoruz. Yada çok sevdiğimiz şeyleri diğer sevdiklerimiz uğruna feda ediyoruz.

Böylemi olmak zorunda peki? Tabiki değil ama içinde yaşadığımız dünya düzeninde kimin kime gücü yeterse hesabı maalesef karşımızdaki insanın duygu ve düşüncelerine saygı göstermek diye birşey yok. Herkes kendi doğrusunu en doğru kabul edip kime gücü yetiyorsada bu doğruyu onada kabul ettirme derdinde.

Büyümek sanıldığı ve özenildiği kadar güzel bişey değil galiba. Çok büyümüş biri olaraktan gereken heryere imzamı atabilirim bu konuda.

Kitaba dönücek olursak; diğerleri kadar uzun değildi. Gençlik ve olgunluk çağları çok kısa kesilmiş yada “artık o çocuk ruhlu Zeze kalmadı, anlatıcak bişeyde kalmadı bu saatten sonra” demeye getirmiş gibiydi. Herşey çocuklukta güzel, sonrası sıradan bi hayat öyküsü hepimizde. Gidişat farklı olsada durum bu ne yazıkki.

Zeze’ye veda etmeyi hiç istemedim. Keşke seri devam etseymiş dedim ama buraya kadarmış.

Hoşçakal Gum. Hoşçakal Şüş. Hoşçakal Zeze..

Caniko’nada selamlar..

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan..

Bir Debbie Macomber kitabının daha sonuna geldim. Cedar Cove serisi bir hikayeydi. Ve diğerleri gibi yine çok güzeldi.

Devamı olan hikayeleri daha bi fazla seviyorum. Kahramanlar bir süre sonra tanıdık biriymiş, hayatımın içinden bildiğim insanlarmış gibi oluyor. Ve başlarından geçenler, hissettikleri, düşündükleri gerçekten merak uyandırıyor. “Acaba sonra ne oldu yada ne olacak?” düşüncesi ile hep devamını bekliyor insan. Kitap bitiyor ve kafamdaki tahminlerle bir sonraki kitaba başladığımda okuduklarım uyuştuğunda çok mutlu oluyorum. Yada bambaşka bi yola gitmişse hikaye şaşırmak daha tatlı oluyor.

Yani en azından ben seviyorum bu hisleri. Genel olarak bakıcak olursak ama çokta birşey beklenmemesi gereken bir kitap.

Eğer okurken kafa yormıyım, kafam karışmasın, huzur içinde okuyup kafa dağıtıyım sadece kafasındaysanız tam kafanıza göre bir kitap. Bu neyin kafasıki acep?

Debbie yine herzaman olduğu gibi her yaştan insana ait hayatlara değinmiş, yani okurken hangi yaşta olursanız olun içlerinden bir tanesinde mutlaka kendinizi bulabilirsiniz. Yada çevrenizden biriymiş gibi gelebilir. Buda kitabı güzelleştiren bir detay bana göre.

Peki ne anlatıyordu bu kitap? Ne yaşarsak yaşayalım sonunda su akıyor ve yolunu buluyor. Herşey olması gerektiği haline dönüşüyor. Biz istesekte istemesekte herşey olucağına varıyor. Hayırlısı be gülüm tarzı bir anafikri vardı.

Bu limanda herkesler artık çok mutlu, darısı karşı limandakilerin başına..

Güneşimiz hep doğmalı..

Zeze’nin çocukluk maceralarını okumuştuk. Şeker Portakalı gibi tatlı bi öykünün tabikide devamı olmalıydı. Zeze büyümeye devam ederken, yeni dostlar edinirken, yeni haylazlıklar peşinde koşarkende onu okumalıydık. Bizde O’nunla birlikte yaşamalıydık o anları. Güneşi birlikte uyandırmalıydık..

Kaybettiklerinin yerini başkaları alır bazen. Zeze’nin hayatındada bu böyle olmuş. Yeni dert ortağı bir cururu kurbağası olmuş. Girip yüreğine yerleşmiş. Bazen öyle ansızın biri girer yüreğine yerleşiverirya öyle olmuş. Her ihtiyacı olduğunda onu orda bulmuş. Kimseyle paylaşamadıklarını onunla paylaşmış taaki ona ihtiyacı kalmayana kadar..

Ve birde baba figürü bulmuş kendine. Gerçek hayatta sahip olmak istediği türden bi baba yaratmış kendine. Düşlerindeki baba onu hep sevmiş şevkatle bağrına basmış. Bir gün gerçekte sahip olduğu babasının kıymetini anlayana kadar hayallerindeki babanın oğlu olmuş. Büyürken öyle olmazmı bazen. Sahip olduklarımız değilde hep başka şeyler daha değerli görünür gözümüze. Ama ancak büyüdüğümüzde hangisinin daha değerli olduğunun farkına varırız. Büyümek bunu gerektirir çünkü. Çocuklukta farkında olmamayı.. değişik süreçler.. değişik duygular..

Zeze’nin büyürken bu dostlarından öğrendiği en güzel şey hiçbir zaman karamsarlığa kapılmamak. En kötü anlarda bile yeni bir gün doğacağına ve herşeyin güzel olucağına olan inancımızı yitirmemeliyiz. İçimizde batmakta olan o güneşi herzaman uyandırmanın bir yolunu bulmalı ve bu inancı diri tutmalıyız. Diğer türlü yaşanmaz çünkü… Güneş hep doğsun.. mutlu günlerimiz olsun..