bi garip insan tarafından yazılmış tüm yazılar

içi dökülesice bi yerdeyim ):)

Sevilesi mekanlar 

Yer: 500evler. Mekan: Yeşilçam Kahve Evi.  Uzun zamandır gitmek istediğim ama fırsat bulamadığım bu mekana bugün sonunda teşrif edebildim. Ve sonuç; tek kelimeyle bayıldım. Yaşadığım semte göre bence çok fazla bi yer. Kalitesi değeri bilinmesi gereken bi ortam oluşmuş ama kıymeti bilinirmi orası bilinmez. Bence çok daha iyi yerleri hakediyor. Semt olaraktan yani. Burası küçük bi yer çünkü, yaşadığım semt olduğu için bence tabiki harika ve çok seviyorum ama birazda gerçekçi olmak lazım dimi? Tüm duvarlar, masalar, aksesuarlar hatta menü bile türk filmi karakterleriyle dolu. Okadar güzel tasarlanmışki insan etrafı inceleyip hayran kalmaktan birlikte gittiği kişiyle ilgilenmeye konuşmaya fırsat bulamıyo. Allahtan ben her durumda cır cır konuşabilen biriyimde sevgili nişanlıma bunun eksikliğini hissettirmedim. Bu koşullar altında bile bana “bi azıcık sus” demekten geri kalmadı. Sağolsun çok sever benimle sohbet etmeyi 😊 Gerçekten gidilip görülmesi hatta daimi müşterisi olunması gereken bi mekan. Gerçi buralardan gidiyorum yakında malum evlilik sebebiyle birdaha nezaman gelmek kısmet olur bilinmez ama yinede keşfetmiş olduğuma sevindim. Bence sizde hemen gidip görmelisiniz. Ozaman ne diyoruz; The end..

“Barış adamı”

Kelime anlamı “barış adamı” demekmiş galiba. İnternetin yalancısıyım yanlış bilgiyse affınıza sığınırım. Çok uzun yıllardır kitapçılarda görüp ama nedense bi türlü alıp okumaya fırsat bulamadığım bir kitap olur kendileri. 2009 yılına ait,  yani siz düşünün artık kavuşamama öykümüzü. Yaklaşık 1 ay oldu okumaya başlayalı ama çok yavaş ilerliyorum. Kitabın akıcı olmamasıyla alakası yok yanlış anlaşılma olmasın ama tamamen kendi yoğun tempomdan ötürü.. Gerçek bi hayat öyküsünü anlatıyor. Yani yazarın kendi hayatını. Hindistandaki yaşamdan bahsediliyor kitapta. Aşırı detaylarla  hemde. Okadar ayrıntılarla aktarmışki konuları hiç gitmesede insan oralarda yaşamış gibi hissediyor. Genelde bu tarz detaylara değinen hikayeler insanı sıkar ama bu hiçte öyle diil. Gayet akıcı bir dili var. 842 sayfalık bi kitap ve ben daha çok başındayım ama şimdilik güzele benziyor. Bitirmem uzun zaman alıcak o belli bişey ama yinede tavsiye edilesi diyebilirim yani. Fazla yorum yapamıyorum henüz bitmediği için oyüzden şimdilik bukadar. Buarada sanırım filmide çekilmiş. Ama o konuyu tam araştıramadım henüz. Sadece internette kitap yorumlarını okurken gözüme çarptı. O sebepten yanlış bilgi vermek istemem şuan. Bende bu konuyla daha sonra bizzat ilgilenicem. E ozaman ne diyoruz: Okumaya devam..

Geç kalmışlıklara…

Hayat bazen böyle işte; bi küpenin kaybolup bulunması gibi. Bi zamanlar çiftken çok severdim kendilerini. Sonra eşini kaybettim. Bulurum diye çok uzun zaman bekledim. Tek kalan eşini atmayada kıyamadım. Belki diğeri bi yerlerden çıkarda yeniden bi çift olurlar diye. Ama beklemekte bi yere kadar. Ümidimi kesince oda sonunda çöpteki yerini aldı malesef. Ve buakşam hiç alakasız bi yerde bi anda çıkıverdi karşıma o çok beklenen. Bi anda okadar mutlu oldumki. Ama sonra mutluluk yerini hüzne bıraktı. Artık onu bekleyen bi eşi olmadığını farkettim. Ve noluyo biliyomusun işte o an. Kaybettiğinden daha fazla üzüyor bulmuş olman. Hep bi pişmanlık, bi keşke. Biraz daha beklemiş olsaydı şimdi mutlu son olucaktı. Bekleyenin bi umudu vardı hiç değilse, “ya dönerse” diye. Ama geri dönenin şuan hiç şansı yok. Hayat bazen çok acımasız.. 

Kavuşamayan küpelerimin hikayeside böyle işte. Siz siz olun; ya kaybolmayın yada hiç geri dönmeyin yada biraz daha bekleyin. Yada hiç kulağınızı deldirip bu küpe işlerine bulaşmayın. En temizi.. Buda kulağınıza küpe olsun! 😀

İki resim arasındaki 7 farkı bulmacalar

Sosyal hayatta gördüğüm süslü çeyizler ve odamda gördüğüm çeyizlerim 🙄 gerçekten varoş bi gelinmişsem demekki! Şimdi böyle bi dünya paralar verip süsleyince, allayıp pullayınca içine koyduğumuz naylon kap kacak daha bi değerleniyo pek tabii. Havasından geçilmiyo mutfakta. Yemeği falan kendi başına hazırlıyo, hiç kirlenmiyo. Kalite başka bişey canım benim kolilerim ne bilsin öyle şeyler. Üzeri tüllerle örtülmeyince hep bi ezik kalıyolar. Komşugilin temizlikçi dükkanından alınan kolilerle naylon bildiğin naylon olarak hayatını sürdürmeye devam ediyor. Öyle pek bişey beklememek lazım kendilerinden. 2. el kolilerin içinde hayatlarına 1-0 yenik olarak başlıcak gariplerim. 😥

Gerçekten şu gösteriş merakını, bu kafaları hiçbizaman anlamıycam sanırım. Çok ilginç. Para felan batıyor herhalde, böylemi derler sizin oralardada bu gibi şeylere? Yani şimdi nasıl anlatsam size havalı gelincikler bilemedim. Bunlara gereksiz yere para harcamaktansa gerekli bi eksiği tamamlasanız daha mantıklı diilmi? Yada gerçekten herşey dört dörtlükte buda üstüne dikilen tüymü? Yoksa damatlar süslü olmayan kolilerle biz gelinleri nikahlarına almıyorlarda benimmi haberim yok sadece.. Kafamda deli sorular, kolayca çözemiyorum 🤔 Bari sen söyle be Serdar bey kardeşim…

Bilinmez diyarlara yolculuk..

Bi yüzük, bi nişan, bi halka, belkide maddi değeri olan bi altın sadece. Burdan bakınca ne olarak göründüğünün bi önemi yok. Önemli olan ne ifade ettiği. Parmağındayken hissetmiyosun çünkü sana ait, yada sen ona. İkisi arasında çok ince bi çizgi var. Sınırlarını kendin belirleyemediğin, hangi tarafta olduğunu bilemediğin.  Yada bi ip üzerinde korkarak yürümek gibi. Bişey düşünmeksizin sadece kopmasın diye umut ederek sonuna ulaşmaya çalıştığın. Ama avcundayken insan bi anda bütün hayatını sorgular hale geliyo. O minik yıvarlaktan baktığında sanki geleceğin bütün yükü üzerine geliyomuş gibi. Sonunu bile bile bu yüke göğüs germek gibi. Ama zor. Ama çaresiz. Ama mecbur. Oyüzden galiba parmağa sorgusuz sualsiz takmak daha kolay. Avucundayken hayatla başedemiyo insan. Gerçekler vurunca yüzüne altından kalkması zor. Bile bile uçuruma yürümek zor. Sonunu hem çok iyi bildiğin hemde hiç bilmediğin karmaşık bi yol gibi. Ve belkide en zoruda bu yolda yalnız yürümek. İşte en beteri..

Shake it up şekerim

Çok kamu spotluk anlatıcaklarım var bi bakın hele. Bu yazı ben gibi şişkocuklar için önemli bilgiler içermekte. Geçen gün aldığım kilo verdirici üründen bahsetmiştim. Bugün tam 11 gün oldu ve ben sadece 1 kilo verebildim. Bu bence süper ötesi. Niye? Çünkü kuralların hiç birine uymadım bu süreçte nerdeyse. İyi halt yediğim için kocaman bi alkış bana. Tekme tokat falanda olabilir. Bence daha etkili. Haketmişsem demekki. Sabah ve akşam öğünlerinde içtiğim shake konusunda bi sıkıntı yok aslında onu hiç aksatmadım. Ama onun yanısıra vermiş olduğu bitki çayını günde 7 fincan içmemi söyledi danışmanım. Ama ben 3’ten yukarı çıkamadım daha. Danışmanım demişken ciddi ciddi danışmanlık yapıyo bana hergün soruyo içtinmi naptın diye. Bende yüzsüz yüzsüz hergün yalan söylüyorum utandığımdan. Çünkü iradesiz pis boğaz ben 😥 kendime çok kızıyorum ama bildiğimide okumaktan geri kalmıyorum. Tam sopalıkmıyım? Kesinlikle! Ayrıca çay kahve yasak bu süreçte normalde. Haftada 2-3 kez içmemize izin var ama ben napıyorum günde 2-3 kez içiyorum. Ayrıca abur cuburlar, çikolatalar falanda hayatımda hala. Çıkarıp atamıyorum tatlı sevgisini içimden napim. Ve tüm bu kural dışı kullanımlara rağmen 1 kilo verdim. Demekki çalışsa yapar zeki çocuk ama yemeyi seviyo napsın garibim. İşin özü şuki; ilaç yada her ne denirse saygı değer tozumuza aslında faydalı zannımca ama galiba ben biraz faydasız insanım. Göbeğimle barışıp hayatımı öyle sürdürmeyi öğrenmem gerek sanırım. Çünkü ne demiş atalarımız: Veremediğin kiloyu seveceksin. Karşı koyamadığın yemeği yiceksin. Bükemediğin bileği öpmene gerek kalmaz zaten aldığın kilolara bilek milek dayanmaz. Bence atalarımız bu açıdan bakamamış. Ozaman ne diyoruz: yiyin garii..

Çal be davulcu

Sonucu belirsiz bi yola çıktım yine kendi kendimi gaza getirip. İnternetten “herbalife” diye bi zayıflama ilacı aldım bugün. Aslında ilaçta sayılmaz tam olarak; öğün yerine geçicek bi gıda karışımı. Tok tutmayı ve aynı zamanda yağ yakmayı sağlayan bişeymiş. Miş diyorum daha bugün tanıştım kendisiyle onların yalancısıyım yani. İşe yarıycakmı ilerleyen günlerde görücez. Daha önce kullanan ve olumlu sonuç alan bi arkadaşıma güvenerekten denemek istedim. Gerçi bu tarz şeylere pek olumlu bakan biri değilim. Sağlıklı beslenerek ve spor yaparak kilo verilmesi taraftarıyım ama taraftar olmak işe yaramıyor tabi sadece. Uygulamaya gelince elde var koca bi sıfır. Yemeği seven bi toplumuz yapcak bişey yok. Çare herbalife! Bakalım bi faydasını görücekmiyim. İlerleyen günlerde tekrar bahsedicem yeni yoldaşımdan. Gerçi internet sitelerindeki çeşitli yorumlara göre yakın zamanda karaciğerim iflas edicek yada kalp krizinden ölücekte olabilirim ama bilemedim yani hayırlısı be gülüm. Psikolojik olarak şuan başım falan dönüyo gözlerim kararıyo. Buda ilacın değil yorumların yan etkisi olsa gerek..

En doğal haliyle buda resmimiz olsun ozaman kendisiyle. Üzerindeki davulcu ne alaka çözemedim ama bişey ima etmeye çalıştığı kesin. 

Keşke bide çalkalarlen dökmeseymişim üstüne başına ama bunlar hep heyecandan 😀

Bu ne perhiz? derler adama..


       Uzun zamandır yazmadığımı farkedince ufaktan bi uğrıyım buralara dedim. Ayıp olmasın, sahipsiz sanılmasın. Yazmasakta, okumasakta o blog bizim bloğumuzdur. Buda böyle biline…

       Yakında evlenicek bi insan olaraktan gelin diyetleri falan yapmam gerektiğini düşünerek 10 dakka önce kendimi çok pis gaza getirdim. “Çay kahve keyfi yok artık sana, iç en iğrencinden bitki çayını otur hatta ne oturcan kalk spor yap” diyerek bide fırçaladım. Demledim bi güzel form çayımı. Fincanı yarıladım afiyetle 🤥 Ama sonra bi anda hayatımda bişeylerin eksik olduğunu farkedip can havliyle mutfağa koştum. Aldım dolaptan o nimeti ve geri geldim. Ve nasıl olduysa paket bi anda bitiverdi. Form çayının yanında nede güzel gidiyomuş meğer.. Bir diyet macerası daha burda sona ermiş oldu anlıycağınız üzere. Şuan tadı hala damağımda olmakla birlikte pişmanlığı tüm hücrelerimde 😥 

Kadınlar günü gelmiş neyime.. 

Kadınlar günü. Koskoca yılda sadece bi gün değerli olduğumuzu hissedebileceğimiz bi fırsat. Çok diil 24 saat. Erkek egemenliğinde şu lanet olası toplumumuzda bize ayrılan sadece bigün. Gerisi yine aynı tas aynı hamam. Ezilmeler, hor görülmeler, kısıtlanmalar, uygulanan şiddetler, baskılar ve daha binlerde iğrenç duygu. Öyle övgü dolu süslü laflar paylaşınca sosyal medyada nekadarda duyarlı erkekler oluyosunuz dimi? Aferin size. Kadına çok değer verirsiniz sizler zaten.hıhı eminim öylesin topunuz.  İçinizde mutlaka gerçekten duyarlı olanlarınız var biliyorum, sözüm meclisten bi içeri bi dışarı ama okadar azki sayınız bence asıl övgüyü hakeden siz oluyosunuz bu durumda. Birde kendiliğinden laf olsun diye bile kutlamaya tenezzül etmeyen, üstüne üstlük hatırlatmamıza rağmen umrunda bile olmayanlar var. İnsanı en çokta bu yaralıyo galiba. Bigün için bile olsa değerli olduğunu hissedememek. İçler acısı.. Lafta bile gözünde kadın olarak değerin olmayan bi erkeğin kadını olmak.. Bazen insan kendine yazık ediyo, ama ne yazıkki elimden bişey gelmiyo işte.. seçimler.. hayatlar.. Kader..ve ardından ciğerlerimi parçalarcasına şarkı girer fonda: kader diyemezsiiiinn sen kendiiin ettinnnn… 

Delirmeceler 😜

Sabah sabah doğum günü kuzenine şirin olucam diye evde hunilerle gezdikten sonra apartmanda sürpriz balonla karşılaşmak evrenin bi mesajı olsa gerek. Bazen delirmek, deliliğe vurmak en güzeli galiba. İnsan en saçmasından bi neşeye bürünüyo. İçinde kopan fırtınaları bi kenara atıp pollyannacılık oynamak bence çok zevkli. Halden anlayan bi kuzeni olması insanın işin en süper kısmı bence. Saçma bi fotoğrafla deli gibi mutlu olup saatlerce eğlenebiliyosak daha ne isterki insan yeni bi yaştan, yeni bi yıldan. Allah hunilerimizi başımızdan eksik etmesin. Dinimiz Amin.