Özgürlük? neemişki o?

Stres dolu alışverişin sonuna geldik dün. Çok şükür karşılıklı alınması gereken şeyleri tamamladık. Daha bi ton şey var gerçi ama onlar sadece beni, bizi, kız tarafını ilgilendiren şeyler. Enazından stresten deliyede dönsem kahrımı çekicek olan benim garibanam 😀 Büyük gün yaklaşmakta ve heyecan dorukta. Öyle zormuşki, kimseye tavsiye edilcek gibi diil yani. Evlilerin “nabıcan evlenip hayatını yaşa” nasihatları yerden göğe kadar haklıymış meğersem. “Biz ettik sen etme” uyarılarını dinlemek lazım ama öte yandan “hadi nezaman evleniyosuncular” daha baskın gelmekte. Çoğunluk ne istiyosa o olur yapcak bişey yok. Seçim hakkın, hayatını istediğin gibi yönlendirmek, ben böyle mutluyum falan.. öyle bi dünya yok şekerim. Acı ama gerçek! Senden ne istiyosa elalem onu yaşamak zorundasın şu hayatta. Yanlış anlaşılma olmasında altını üstünü çiziyim hemencik: sözüm meclisten dışarı. Tamamen genel bu; yani evlilik babında diil. Buda böyle biline.. Ama işte daha doğar doğmaz hep toplumun yönlendirmeleriyle yada elalem ne der baskısıyla bişeyler yaşıyo olmak bence hiç adil değil. Özgür bi yaşamdan bahseden, ben elalemi takmıyorum diyen en kral insan bile aslında yaşamındaki birçok şeyi elaleme göre belirlemekte. İnkar etmek size özgür hissettiriyosa buyrun. Özgürsünüz hehe çok özgürsün bravooo  👏 konu çeyizden nerelere geldi bi anda..

Sonuç; bohçam var benim eyy Elalem. Tam bir özgürlük anıtı misali yığdım tepe tepe evin bi köşesine 😀 ve birde heyecanla takmayı beklediğim yüzüklerim var.. 

Hayal kırıklığı..

Yeni başladığım “Papatya kokulu hikayeler” kitabından bahsetmiştim geçen gün. Henüz bitirmedim gerçi ama yinede eleştirimi yapmak için beklememe gerek olmadığını düşünüyorum. Sonuç değişmicek çünkü o belli. Kısa kısa hayata dair güzel mesajlar içeren öykülerden oluşuyor kitap. Ama nerdeyse bir çoğu bildiğimiz, biryerlerde mutlaka duyup okuduğumuz hikayeler. Bundan seneler önce “Tavuk suyuna çorba” serisi falan vardı bilmem hatırlarmısınız? Hikayelerin çoğu ordan alıntı. Kısacası hayal kırıklığına uğradım. Yeni birşeyler okuma ümidiyle eline alıyorsun kitabı ama bildiğin şeyleri görünce karşında hoş diil yani. İnsanın okuma hevesi kaçıyor. Hadi onuda geçtim ne gerek var yani bu şekilde bir kitabın? Yaratıcı olmak, kendi öykülerini, maceralarını, duygularını aktarmak varken böyle birebir aynısını yapıp kolaya kaçmak nedir?. Adını değiştirip iki süsleyip bi kokutup pazarlama mantığıyla yaklaşmanın çok çirkin olduğunu söyleyebilirim. Ama tabi zamanında Tavuk suyuna çorba’yı okumayanlar için bunlar şimdi yeni ve harika öyküler gibi gelicek oda ayrı mevzu. Belli bir kesime hitap edip, kalan kısımdanda kime yutturabilsek kardır mantığı var sanırım. Yinede bırakmadım yani, sonuna kadar okuyup bitiricem tabiki. Çünkü yarıda bırakmayı sevmem hiçbir kitabı -kötüde olsa. Çünkü o benim hediyem, hediyeye saygımdan bırakmam. Çünkü hikayeler bildiğim şeylerde olsa güzeller ve yeniden okuyor olmak güzel. Ben sadece bu çakma yazarlık durumuna kızıyorum sanırım. Emeğe saygı lütfen!

En güzel hediyeymişse bu kitap 📚 

Yeni kitabıma başlıyorum buakşam. “Papatya kokulu hikayeler” Kendileri benim güle güle hediyem oluyorda birazcık oyüzden önemli bir kitap aslında. İçeriği nasıl olursa olsun şimdiden sevdiğim kitaplar arasında. Bir önceki işyerimden ayrılırken, son gün almışlardı arkadaşlarım bunu bana. Kitap okumaya bayıldığımı hepsi biliyordu çünkü. Bana verilecek en güzel hediyede bu zaten. İnsan kitap okurken bir süreliğinede olsa kendi dünyasından uzaklaşıyor sanki. Farklı hayatlar farklı karakterlerle bütünleşip onları anlamaya çalışmak çok güzel bi duygu bence. Yüzlerce kitap okumuşumdur bu yaşıma kadar ve binlerce karakter düşün, binlerce olay. Ve her defasında okurken insan ben olsaydım bunu yaşayan ne hissederdim, ne düşünürdüm, ne tepki verirdim diye sorguluyor kendini. Değişik bir duygu. Kitap okuma alışkanığı olmayanlar anlamıcaktır şuan. Kitap deyip genellemiyim aslında yanlış olur bahsettiğim; Romanlar. Yada bazen okurken tamda hissettiğin ama hiçbirzaman dile dökemediğin, tarif edemediğin duygularını pat diye ortaya çıkarır ya. İşte bu ya! dersin tam olarak hissettiğim. Nede güzel açıklamış. Döner aynı satırları bi daha okursun içine işleyene kadar.. Yeni kitabıma başlamak için sabırsızlanıyorum şuan oyüzden lafı fazla uzatmaya niyetim yok. Kapağındaki söz ne güzel açıklamış  sevgiyi, sevmeyi, sevebilmeyi.. Fedakarlık olmayınca olmuyo işte birşeyler. Olsada bi anlamı yok. İnsan kendinden birşeyler vermeli, kendini koymalıki ortaya o gerçek sevgi olabilsin. Sevgi neydi? Sevgi emekti.. diye Selvi boylum al yazmalıma bağlamadan durumu kitabıma dönsem iyi olucak sanırım. 

Karlaaar düşerrr..

Yılın ilk karı yağıyo şuan. Kime göre,neye göre ilk dimi? Yani yaşadığım yer açısından ilk diyelim ozaman. Seyretmesi öyle güzelki. Kar hep mutluluk vermiştir bana, aynı zamandada hüzün. Çocukluğum gelir hemen aklıma. Deliler gibi karda yuvarlandığım günler, boyumdan büyük kardan adamları yapma çabalarım, soğuktan donmuş ellerim ayaklarım.. yorgunluktan ve soğuktan gebermek üzere olsamda tarifi olmayan bi mutlulukla kömür sobasının borularına sarılarak ısınmaya çalışma halleri 🙂 Hatırlayınca direk insanın yüzünde hüzünle karışık bi gülümseme beliriveriyo ister istemez. Kar benim için mutlu geçen çocukluğum demek sanki. Ve gecenin bi yarısına kadar pencerenin pervazına başımı yaslayıp sokak lambasına bakarak kar tanelerinin ışıkta nekadar güzel göründüğünü seyretmek. Yıllardır bu evde aynı sokak lambasına bakarak karı ve kışı karşılamak insana huzur veriyor galiba. Azönce yine pencereden bakarken ve yağan karı seyrederken bunlar geçti aklımdan. Çocukluğuma gittim geldim sanki bi an. Minicik şeylerden mutlu olabilen o minicik kız oldum yine. Ve bu evde geçirdiğim son kışım sanırım bu. ( yuvadan uçamaya hazırlanan kızcağızın psikolojisine büründüm sanırım daha şimdiden 😀) Birden kötü oldum düşününce bu gerçeği. Seneye yağan ilk karı başka bi evin penceresinden izlemek zorunda kalıcam. Garip bi duygu. Bilmediğim, alışık olmadığım bişey olucak sanırım. Sanki çok kötü bi olaymış bu durum gibi söyledim galiba ama öyle napiim. İnsanın yaşadığı anları sonmuş gibi yaşıyo olması çok acı veriyor. Bilinmeze doğru gidiyor olmak zor. Seni nasıl bir hayatın beklediğini bilmiyor olmak korkutucu geliyor bazen. Yada herzaman. Hayat hep bildiğini okuyo çünkü. Hiçbişey insanın planladığı gibi gitmiyor. Ve hayırlısını dilemekten başka birşey gelmiyor bazen insanın elinden. Gece gece derin mevzulara daldım sanırım. Kar yağdı böyle oldu. Yapcak bişey yok. Umarım tutar ve bembeyaz bir sabaha uyanırız diye dualar ederekten uyumak çok heyecan verici. Ama tabi asıl heyecan şimdi öğrencilerde bence. “Acaba tatil olurmu? ” düşüncesinin mükemmelliğini bi düşünsenize ❄️

Bitmeyen alışveriş icat etmişler..

Bugün yine “nişan-bohça” adı altında alışveriş turumuza devam ettik. Dünki alışverişte gelin hanımı giydirdik. ( O ben oluyorum sanırsam hala alışamasamda gelinim galiba ben, evet evet müstakbel gelinim yani ) Dört bi yanım abiyelerle dolu bi gündü. Simlendim, pullandım, giy çıkar kılıktan kılığa girdim ve sonunda aldık nişan abiyemi. Çok şükür diyelim, çünkü bu alışverişin en önemli kısmıydı bence. Bide utanç verici kısmı var tabi alışverişin malum. Gecelik meselesi! Yorumsuz bi şekilde o kısmıda atlattım diyebilirim. İçimde kopan fırtınaları o anki hislerimi yazamiciim şimdi. Tarifi yoksa demekki 🙂 Ama bence bunlar olmamalı yaa. Ey saygı değer kaynanalar.. kız anaları, oğlan anaları size sesleniyorum! yapmayın bu eziyeti gencecik kızlarımıza. Yazıktır günahtır. Yerin yedi kat altından utana sıkıla gecelik seçip beğenmek kolay iş diil yani 🙂 neyseki bitti. Bugünde damat beyimizi giydirdik. Bi takım denedik, hooop bitti işi. Oh valla, nerde adalet nerde eşitlik diyorum. Bu kadar kolay olmamalı bence. Ben dün neler çektim. Bunu bi kenara yazıp -ki o kenarda burası olsun. Yarın öbür gün intikamı alınıp acısı çıkartılmalı bunun diilmi? Tuzlu kahve bunun için var bence 🙂 Vee bide bugün bu cici şeyi aldım. Bohça şeysi olaraktan pek bi beğendim kendilerini..

Bohçacıı geldiiii hanııımmmm 🎁🛍

“Bekara karı boşamak kolay” diye kaba bi tabir vardır bilirsiniz. Ama galiba çok doğru, kim demişse varmış bi bildiği demekki. Uzaktan atıp tutmaya, durumu basit, sakin, sıradan göstermeye benzemiyormuş. İnsan kendi yaşayınca, başa gelince anlıyor. Hep millete “abartma normal şeyler bunlar” deyip duran ben; şimdi içimden bi canavar çıkmışçasına hırçınım. Stresten bambaşka bir insana dönüşülüyormuş çok net görmüş oldum. İnsanın katil olası yada intihar edesi geliyor. Avazı çıktığı kadar bağırıp, arkasını dönmeden kaçmakta daha makul bi çözüm olabilir bilemedim şimdi. Evlilik yolunda ilk adımları atmaya uğraşıyorum (uğraşıyoruz) ve hatta uğraşıyorlar! bana geliyolar 🙂 Bohça diye bişey icat etmiş; hangi Allah’ın cezası kendini bilmez atamız bilmiyorum şimdi ama, kemikleri sızlamalı bence. Bukadar gereksiz, insanı stresten çıldırtan ve işe yaramaz bi adet daha olamaz yani. “Olur, olur, daha dur neler var. Sen bohçaya şükret yat kalkta” diyenleride burdan saygıyla selamlıyorum. Haklısınız, evet hepsi ve daha fazlası mevcut örfümüzde, geleneğimizde, adetimizde, ananemizde.. ama isyaaannn diye kaçıp gidesi geliyo insanın bu diyarlardan. Bak elin gavuruna uğraşıyomu bunlarla. Biz niye kendimize eziyet ederiz anlamış diilim. Ama el mahkum. O bohça hazırlanacak..seve seve.. Aslında mutluyum. Sonunda, onca şeyin sonunda! ve onca şeye rağmen güzel şeyler oluyor hayatımda. Mutlu ve heyecanlı gelişmeler. İlerde belki şu hallerimle çok dalga geçicem, gülüp eğlenicem. Ama şimdi öyle olmuyor işte. Kafada milyon tane tilki nişan hazırlığı yapmaya çalışırken hiçte mutluluk tablosuna yaraşır bi durum çıkmıyor ortaya. Yazık bana bence. Kendime çok üzülüyorum. Bekarlık sultanlıktır’ın değerini bilememişim. Yarın alışveriş faslına kaldığımız yerden devam edicez. Bu defa hepsini bitirmek ümidiyle diyoruz yoksa bu bünyeye bukadar bohça zarar ben size söyliyim. 

🌧

Daha iki dakika önce dizi keyfi demiştim dimi ben? Demiyeydim iyiymiş yani gittimi elektrikler, kaldıkmı sadece yağmurun sesine. Al sana romantik dakikalar; mum ışığında hemde.. al sana yağmur, al sana kış 😀 fazla konuşmanın, mevsimlere laf etmenin cezası! 

Çok soğukmuşsa demekki ☔️

Sonunda kış gelmiş.. hoşgelmiş.. sabahtan beri yağan yağmurla artık bişeylerin değiştiğini anlamış bulunmaktayız. Haberler “kar geliyooo! ” diye bizleri telaşa vermekte. Buyursun gelsin diyelim ozaman. Zamanıdır, hakkıdır ayrıca çokta tatlıdır. Şöyle sakin sakin yağsa, sıcacık kahvemizi alsak elimize, pencereden seyretsek süper olmazmı? E bence olur. Bunu sürekli üşüyen ve naparsa yapsın ısınamayan katkat lahanamsı hallerde giyinmek zorunda olan ben istiyorum düşün yani. Çektiğim çileye değer bence o lapa lapa manzara 🌨dışarda çalışanlar şimdi isyanlardadır, çokta haklılar biliyorum. Allah yardımcıları olsun. Ama keşke üşütmeyen bişey olsaydı ozaman daha süper olurmuş bence. Tabi hikmetinden sual olunmuyo yapcak bişey yok. Atkılar bereler hazır ola dursun o halde 😊 Yılın ilk karını görmek için Çarşamba’yı  sabırsızlıkla bekliyorum. Ve şimdide arka fonda yağmurun sesini dinleyerek, battaniyenin altında dizi izleme keyfi diyelim. İçerde’yiz…😉

Familya’ya veda

Reytinglere yenik düşmüş, kıymeti bilinememiş bir dizi daha. Türk halkımızın saflığını hala koruyabilen sevgilerden, içtenlikten, doğallıktan hoşlanmadığını bir kez daha anlamış olduk. Bu hafta final yapıyormuş diye haberlerini okudum azönce. Umarım asılsızdır diye düşünüp hala umudumu kaybetmek istemiyorum ama ne kadar faydası olur bilemedim.İnsana mutluluk veren, kafa dağıtıp huzurla izleyebiliceğimiz bir diziydi bence. Her bölümde insanın içi böyle neşeyle hüzün arası ama sıcacık saf bi hisle doluyordu. Yapılan ince espriler, karakterler arası atışmalar falan en keyifsiz anımızda bile eğlenmemizi sağlıyordu. Oyuncu kadrosunun ne kadar iyi olduğundan bahsetmeme bile gerek yok zaten. Seyredenler çok iyi biliyor karakter seçimlerinin nekadar iyi olduğunu. Ama malesef yine o birbirinin aynı senaryolarla ekranlara gelen, içinde binbir kötülük, ahlaksızlık, şiddet bulunan diziler kazanmış bulunmakta. Çünkü insanımız niyeyse bunlardan hoşlanıyor. Durum böyle oluncada insan ne hale gelmişiz diye düşünmeden edemiyor. Neden güzel şeyler yerine bu olumsuzlukları seyretmek istiyoruz acaba? Niye hayatımızdaki güzel şeylerin kıymetini bilmiyoruz? Bir dizinin daha sonuna geldiğimiz için mutsuzum. Çünkü gerçekten severek izliyordum. Lafta değil yani. Aynı mutsuzluğu “Leyla ile Mecnun” ve “Ah ulan İstanbul” dizilerindede yaşamıştım. Elden gelen birşey yok. Özledikçe netten eski bölümlerini izleyip hasret gidermek dışında tabi. Familya’ya elveda diyelim ozaman. Eğer hala bir şansımız varsa devam etmesi adına Hava kızın inanışıyla ne diyoruz ozaman: İptal-İptal-İptal-İptal-İptal 

One Day

Yıl 2009. Tesadüfen keşfettiğim bi kitaptı “Bir Gün”. Yazarı David Nicholls. 20 yıl boyunca arkadaşlıkları devam eden, çok farklı hayatlar ve insanlarla koca bir ömür geçirmelerine rağmen aslında gerçekte hep birbirlerini sevmiş iki insanın hayatını ve duygularını konu alan bi kitaptı. Hani böyle okudukça meraktan elinden bırakamıcağın cinsten, insanın içini ısıtan, varmı böylesi dedirten sıcacık bi aşkın öyküsüydü. 2011 yılında Lone Scherfig yönetmenliğinde kitabın filmi çekildi. Oyuncular Anne Hathaway ve Jim Sturgess. Bana göre kitap daha güzeldi kesinlikle. Filmde o kısıtlı süreye 20 yılı sığdırabilmek için herşey çok yüzeysel gösterilip geçilmiş gibi geldi. O olaylar yaşanırken neler hissettiklerine ve neler düşündüklerine dair izlenimler filmde tam olarak yansıtılamamış ne yazıkki. Ve zaten asıl önemli olan kısmıda o hissedilenlerdi bence. Yinede filmide fena sayılmazdı hakkını yemeyelim. Bugün nerden estiyse aklıma içimden izlemek geldi yeniden. Hava yağmurlu ve duygusal bi ruh hali için gayet uygunken şöyle güzel bi aşk filmi iyi gider diye düşünmüş olmalıyım. Birazda can sıkıntısı sanırım ve böylesine sevilme isteği. Sebebiniz ne olursa olsun imkanınız varsa izleyin derim. Bana yeniden izlemek iyi geldi. Yada önce okuyun bence.. seviceksiniz diye düşünüyorum. Ve son olarak; eğer güzel bişey bulmuşsanız şu hayatta kıymetini bilin, hiçbirşeyi yaşamak için ertelemeyin. Öyle bi zaman geliyorki herşey için çok geç olmuş olabiliyor. Buda kitabımızdan yada filmimizden çıkardığımız dersimiz diyelim…