🌧

Daha iki dakika önce dizi keyfi demiştim dimi ben? Demiyeydim iyiymiş yani gittimi elektrikler, kaldıkmı sadece yağmurun sesine. Al sana romantik dakikalar; mum ışığında hemde.. al sana yağmur, al sana kış 😀 fazla konuşmanın, mevsimlere laf etmenin cezası! 

Çok soğukmuşsa demekki ☔️

Sonunda kış gelmiş.. hoşgelmiş.. sabahtan beri yağan yağmurla artık bişeylerin değiştiğini anlamış bulunmaktayız. Haberler “kar geliyooo! ” diye bizleri telaşa vermekte. Buyursun gelsin diyelim ozaman. Zamanıdır, hakkıdır ayrıca çokta tatlıdır. Şöyle sakin sakin yağsa, sıcacık kahvemizi alsak elimize, pencereden seyretsek süper olmazmı? E bence olur. Bunu sürekli üşüyen ve naparsa yapsın ısınamayan katkat lahanamsı hallerde giyinmek zorunda olan ben istiyorum düşün yani. Çektiğim çileye değer bence o lapa lapa manzara 🌨dışarda çalışanlar şimdi isyanlardadır, çokta haklılar biliyorum. Allah yardımcıları olsun. Ama keşke üşütmeyen bişey olsaydı ozaman daha süper olurmuş bence. Tabi hikmetinden sual olunmuyo yapcak bişey yok. Atkılar bereler hazır ola dursun o halde 😊 Yılın ilk karını görmek için Çarşamba’yı  sabırsızlıkla bekliyorum. Ve şimdide arka fonda yağmurun sesini dinleyerek, battaniyenin altında dizi izleme keyfi diyelim. İçerde’yiz…😉

Familya’ya veda

Reytinglere yenik düşmüş, kıymeti bilinememiş bir dizi daha. Türk halkımızın saflığını hala koruyabilen sevgilerden, içtenlikten, doğallıktan hoşlanmadığını bir kez daha anlamış olduk. Bu hafta final yapıyormuş diye haberlerini okudum azönce. Umarım asılsızdır diye düşünüp hala umudumu kaybetmek istemiyorum ama ne kadar faydası olur bilemedim.İnsana mutluluk veren, kafa dağıtıp huzurla izleyebiliceğimiz bir diziydi bence. Her bölümde insanın içi böyle neşeyle hüzün arası ama sıcacık saf bi hisle doluyordu. Yapılan ince espriler, karakterler arası atışmalar falan en keyifsiz anımızda bile eğlenmemizi sağlıyordu. Oyuncu kadrosunun ne kadar iyi olduğundan bahsetmeme bile gerek yok zaten. Seyredenler çok iyi biliyor karakter seçimlerinin nekadar iyi olduğunu. Ama malesef yine o birbirinin aynı senaryolarla ekranlara gelen, içinde binbir kötülük, ahlaksızlık, şiddet bulunan diziler kazanmış bulunmakta. Çünkü insanımız niyeyse bunlardan hoşlanıyor. Durum böyle oluncada insan ne hale gelmişiz diye düşünmeden edemiyor. Neden güzel şeyler yerine bu olumsuzlukları seyretmek istiyoruz acaba? Niye hayatımızdaki güzel şeylerin kıymetini bilmiyoruz? Bir dizinin daha sonuna geldiğimiz için mutsuzum. Çünkü gerçekten severek izliyordum. Lafta değil yani. Aynı mutsuzluğu “Leyla ile Mecnun” ve “Ah ulan İstanbul” dizilerindede yaşamıştım. Elden gelen birşey yok. Özledikçe netten eski bölümlerini izleyip hasret gidermek dışında tabi. Familya’ya elveda diyelim ozaman. Eğer hala bir şansımız varsa devam etmesi adına Hava kızın inanışıyla ne diyoruz ozaman: İptal-İptal-İptal-İptal-İptal 

One Day

Yıl 2009. Tesadüfen keşfettiğim bi kitaptı “Bir Gün”. Yazarı David Nicholls. 20 yıl boyunca arkadaşlıkları devam eden, çok farklı hayatlar ve insanlarla koca bir ömür geçirmelerine rağmen aslında gerçekte hep birbirlerini sevmiş iki insanın hayatını ve duygularını konu alan bi kitaptı. Hani böyle okudukça meraktan elinden bırakamıcağın cinsten, insanın içini ısıtan, varmı böylesi dedirten sıcacık bi aşkın öyküsüydü. 2011 yılında Lone Scherfig yönetmenliğinde kitabın filmi çekildi. Oyuncular Anne Hathaway ve Jim Sturgess. Bana göre kitap daha güzeldi kesinlikle. Filmde o kısıtlı süreye 20 yılı sığdırabilmek için herşey çok yüzeysel gösterilip geçilmiş gibi geldi. O olaylar yaşanırken neler hissettiklerine ve neler düşündüklerine dair izlenimler filmde tam olarak yansıtılamamış ne yazıkki. Ve zaten asıl önemli olan kısmıda o hissedilenlerdi bence. Yinede filmide fena sayılmazdı hakkını yemeyelim. Bugün nerden estiyse aklıma içimden izlemek geldi yeniden. Hava yağmurlu ve duygusal bi ruh hali için gayet uygunken şöyle güzel bi aşk filmi iyi gider diye düşünmüş olmalıyım. Birazda can sıkıntısı sanırım ve böylesine sevilme isteği. Sebebiniz ne olursa olsun imkanınız varsa izleyin derim. Bana yeniden izlemek iyi geldi. Yada önce okuyun bence.. seviceksiniz diye düşünüyorum. Ve son olarak; eğer güzel bişey bulmuşsanız şu hayatta kıymetini bilin, hiçbirşeyi yaşamak için ertelemeyin. Öyle bi zaman geliyorki herşey için çok geç olmuş olabiliyor. Buda kitabımızdan yada filmimizden çıkardığımız dersimiz diyelim…

ölü kelebekler..

“Biz ayrı dünyaların insanlarıyız” derdi ya her Türk filminde esas kız esas oğlana. Acılar çekilir, biçok şey yaşanır ama sonunda aralarındaki o büyük aşk sayesinde aynı dünyada buluşur sonsuza dek mutlu olurlardı filmin sonunda. Hep bunları izleyerek büyüdük. Hep bu yalanlara kanarak. Aşk varsa birlikte olmamak mutlu olmamak için hiç bir sebep geçerli sayılmazdı. Her zorluğu aşardık sevgi sayesinde. Ama filmlerdeki gibi olmuyo işte. Hele aşk yoksa yada varsada işe yaramıyorsa zerre kadar..insan yolunu şaşırıyor, bi çıkmazda yok olup gidiyor. Ayrı dünyaların insanı olmak diye bi gerçek var ve bu insanın canını acıtıyor. Belki diyosun belki.. bi ortak yol bulunur. Ama olmayınca olmuyor. Herşeyini sersende önüne dönüp bakmayınca görmüyo bi tekini bile. Anlamıyor. Keşke herşey filmlerdeki gibi olsa, mutlu sonla bitse. Yada kötü kalpli zalim biri gelip alsa canını.herkes kurtulsa rahat etse.  Ama oda olmuyo. Sonunu bilmediğin bi filmde oynamak gibi bazen.. filmin acı çeken karakteri olmak düşmüş payımıza yapıcak bişey yok. Ama insan merak ediyo işte mutlu bi hikayede kısacıkta olsa bi rolüm olsa nasıl olurdu diye. Sevilseydim, kıymetim bilinseydi, yüzüm hep gülseydi nolurdu sanki diye. Aşktan böyle midemde kelebekler uçuşsaydı falan.. benimse midemde ölü kelebeklerin cenaze törenleri var her daim..rahmetliyi nasıl bilirdiniz?.

Hunisel mevzular :)

Bi hevesle akşam akşam üşenmeden gider şunları alırsın. Eve getirip koyar karşına masum masum seyrederek, hayaller kurup bunları kullanıcağın günlerin biranönce gelmesini ümit edersin. Sonra yine bir heves bunu ilgili şahsa anlatırsınki sevincini paylaşsın. Ama sonuç: “çok çocukça ama güzelmiş yinede” bukadar yani,  bitti.. bütün heves,heyecan, hayaller yerle bir 😦   Sonra hunimizi alıyoruz kafamıza takıp sinirden deliriyoruz tabi. En azından bu işe yarasın bari dimi? 🙂

sıkıntıdan yazılmış satırlar..

Yıllardır yoğun bi tempoyla bi curcunanın içinde çalışan ben; bu yeni halimi benimseyemedim bi türlü. Sakin bi ortamda çalışmak, günün yarısından fazlasını boş geçirmek pek bana göre bişey diilmiş gibi geliyo. Bünye alışık değil ya, bi yadırgıyo ister istemez. “Daha ne istiyosun” derdim bundan bir ay önce biri bana bu tarz şeylerle gelse. O yoğunlukta insan özeniyo boş boş durupta çalışıyorum diyenlere. Ama gel görki bu rahatlıkta biyere kadar. İnsan gerçekten sıkılıyo ve kendine iş icat etmeye başlıyo vakit geçsin diye. Garip bi nankörlük işte. İnsanoğluna yaranılmıyo her koşulda kısacası. Yapıcak bişey bulamayınca yazıcak bişeyler buluyım bari dedim ama oda olmadı. Bende böyle bişey bulamayışımı yazıyorum işte. İdare ediverin artık.. Vakit geçsin diye saatlerdir haberlere bakıp duruyorum internette. Hepsi iç karartıcı. İnsanın okudukça kaçıp gidesi geliyo bu ülkeden. Ama sonra bakıyosun dünya haberlerine; öyle kaçıp gidilecek bi yerde yok malesefki. Al birini vur ötekine. En güzeli magazin haberleri. Sanırsınki onlar ayrı bi dünyada yaşıyo. “Hayat sana güzel” dedikleri mesele bu olsa gerek. Hayat bi onlara güzel.            ( Madalyonun görünen yüzüyle tabi. ) Kendi kendime iki dakikada şurda ünlülerin dedikodusunuda yaptım ya tamamdır artık. Sıkıntı boyutum ileriki safhaya ulaştı demektir, Allah kurtarsın 🙃

Ne hissedeceğimi bilmez karmaşık bi haldeyim. Bi yanım umut dolu, diğer yanımsa paramparça. Herşeye rağmen ayakta kalmanın hayata tutunmanın bi yolunu bulmaya çalışıyorum. Bu şartlar altında bunu yapabilmek çok zor ama başarmak zorundayım. Bu şartlar ne? onu size anlatmak isterdim ama henüz okadar cesaretim yok. Acımı dillendirmek kolay değil. Ama bi çıkmazdayım işte. Kendime yeni bi yol bulmaya çalışıyorum. Yada eski yolumda yeni adımlar atmak diyelim. Bi yol var ve ben yürüyüp gidiyorum ama nereye nasıl bende bilmediğimden şuan anlatırken saçmalıyomuşum gibi gelebilir. Zaten mevzu saçma; öyle gelmesindede bi sakınca yok bence 😊 Kendimle savaş veriyorum resmen şuan, bazı şeyler artık düzelsin iyi olabiliyim diye. Başarabiliyormuyum? Bilmiyorum. Ama çabalıyorum hiç değilse. İyi olmak zorundayım. Ve bişeyler iyi olmak zorunda. Onca fedakarlık, emek bi çırpıda yok olmamalı. Yıkılmış olabilirim şimdi, ama hala nefes alıyorsam güzel günler için umut var demektir.. 🙏

Umut…

Ufacık şeylerden medet ummak insanı nekadarda zavallı hissettiriyo. Olduğundan daha fazla. Yara kanıyo, kabuk tutuyo, ve o iğrenç görüntü gitsin diye kabuğu koparıyım diyosun. Sanıyosunki yara geçti derin yenilendi, tazelendi.  Ama bi  koparıyosun en baştan başlıyo kanamaya. Sonra sen yeniden geçer umuduyla bekliyosun. Hep en baştan. Bigün geçiyo ama gerçekten. Kan duruyo artık, pes edip o bile kanamıyo. Ama orda oluşan yara izi hiç gitmiyo. O izde senin bi parçan oluyo artık ve mecburen onunla yaşamaya alışıyosun. Bu defada noluyo biliyomusun? O ize her baktığında için kanıyo sebebini hatırlayıp… Ya aslında bambaşka bişey anlatıcaktım ben. Umut demiştim konuya girerken. Kalktım yaralarımı anlattım niyeyse. Saranım yok ondan belkide. Sebebini bilmediğim bi umudum oldu güçlü olabilmek için. O umut beni sabah ezanında bekliyor. Belki bişeyler bi secdeyle değişir, düzelir. Kimbilir bi mucize olur. Güneş benim için doğar bu defada belki. Ama işte hep belki , hep umut. Olmıcağını bilsede insan minicik bi dal buldumu tutunmak istiyo sımsıkı. Küçücük bi ışık. Belki bir duada saklıdır.. 

maskelerin gücü adına..

Sabır; sadece sabır ihtiyacım olan.Dayanma gücü. Yada adı herneyse. Canım öyle yanıyoki. Avazım çıktığı kadar bağırıp ağlamak istiyorum. Ama bunun yerine napıyorum biliyomusun? Gülümsüyorum.. Mutlu kızı oynuyorum. Dışardan bakan bana derki ne mutlu kız, ne şanslı kız. Ağlamıyo, kızmıyo, surat asmıyo, söylenmiyo. Herzaman keyfi yerinde. Yüzümde öyle bi maske takılıki kimse bilmiyo ardında olanı. Bilmesinde zaten. Yaramın nerde olduğunu öğrenen sevdiklerim sonra ilk fırsatta ordan acıtıyo canımı. Oyüzden kimse bilmesin, öyle sansınlar. Ama işte bazen olmuyo. İnsan yalnız, bi başına, çaresiz yapamıyo. Biri olsun, nebiliyim başını omuzuna koyup dertleşebilsin istiyo. Ama malesef istemek bişeyleri değiştirmiyor. İçim paramparça..kırık dökük. Ama bi gülüyosun al sana mutlu kız 🙂🙁