Kül kedisi 👸🏼👠

Gezmelerde tozmalarda cici kız olup eve gelince tekrardan köylü kızına dönüşmek  tam bi kül kedisi hikayesi bence. Aynada  gördüğüm iki insanın aynı kişi olduğuna inanasım gelmiyo 🙂 Süslenmek püslenmek iyi hoşta doğallık gibisi varmı yaa. İnsan özüne dönüyo resmen. Eşofmanları giy, paçaları sok çorabın içine ooh mis 😀 sıcacık evde bide kahveni alıp köşene çekildinmi değme keyfine. Kısacası bu yazının ana fikri: Hanım hanımcık kız olmak zor iş vesselam..

Bakınız evrim geçirmiş kız örneği;

Yüzüklerin efendisi 💍

Nişanlanmak o çok sevdiğin, bayıla bayıla taktığın yüzükleri artık takamayıp hergün aynı yüzükle dolaşmak demekmiş. Gece gece yüzüklerim bana öyle içli baktılarki “bizi sattın hemen” diye inanılmaz bi hüzün bastı dört bi yanımı. Pöfff..

Burnuma çok kötü kokular geliyor…

İşte bu cümleyi hiç bizaman rahatça kuramayan ben bugün yeni bi ilaç keşfetmiş olmaktan dolayı çok mutluyum. Nefes almak, koku almak herzaman için sıkıntıdır benim için. Ve birde üstüne kronikleşmiş burun akıntısı ve öksürük var malesef. Yıllardır bu böyle benimle bütünleşmiş halde. Bugün Nasorinse adında bi ilaç aldım. Evde yapılan tuzlu suyun biraz daha kimyasal bileşenlerden oluşmuş gelişmiş tıbbi hali diyebilirim. Ama ilk denemede çok iyi geldi gibi oldu sanki. Bi anda burnum varmış nefes almaya yarıyomuş falan gibi bi his oluştu. 👃umarım gerçekten fayda sağlar zamanla. Ama yinede bi hevessizinle  paylaşmak istedim. Benim gibi artık her duyduğunu gördüğünü deneyenlerdenseniz bi düşünün derim. 

“Aşkın alevse, Hasretin bir gol!”

Kitabın çıktığı ilk günden beri almak için heves ediyordum ve sonunda benimde bi Ihlamur günlüklerim oldu. Kargom bikaç saat önce geldi ve bi çırpıda okuyup bitirdim bile. Birçoğu zaten internet sitelerinden bulup okuduğum ve artık ezber yaptığım sözlerdi. Ama her defasında farklı anlamlar çıkararak okumak, hüzünlenmek yada mutlu olmak değişik bi duygu. Ot dergisinde köşe yazarı Başak  Buğday. En özel duyguları böyle basit bi dilde ama insanın içine işleyen o haliyle tarif etmesi çok hoş bence. Yada öyle bi söz yazmışki mesela bi anda evet yaa işte bende aynen öyle hissederdim bizamanlar meğer tam olarak tarifi buymuş işte diye kalakalıyosun. Kısa kısa şiir tadında sözlerden oluşan bi kitap. Bence okunmalı yani kesinlikle. Tabi öyle bi beklenti içine girilmemeli okurken. -ki zaten hiç beklemediğiniz yerlerden vuruyo sizi. Bazı sayfalarıda böyle resimli falan çok cici olmuş bence. Bikaçını sizle paylaşıp tekrar kitabıma geri dönme zamanı. 


Minik serçemiz nede güzel söylemiş yine 🎤

Sezenimiz gelmiş, hoşgelmiş. Onca aradan sonra yeniden şarkılarını dinlemek inanılmaz güzel. Özlemişiz gerçekten. Günlerdir başka birşey  dinleyemiyorum. Aynı şarkıları yüzlerce kez dinlemişimdir ve hala doyamadım. En sevdiğim “Canımsın sen” gerçekten çok eğleniyorum dinlerken bu şarkıyı. Ama bugün albümü yüzbininci kez dinledikten sonra aslında bi şarkıyı daha çok sevdiğimi farkettim. Sözleri muhteşem geldi bi anda ve içime işlemeye başladı.     Tabiki şarkıları arasında ayrım yapamıyorum oda ayrı bi mevzu. Yapılmaz zaten günah günah. Hepsi sevilecek onların zevkle dinlenecek. Şarttır şarttıırrr 😀 (bunca zaman bu tarz şarkılara ve şarkıcılara katlandıktan sonra nimet çünkü Sezen’in şarkıları ve sesi) 

     ~Ben, Kedim, Yatağım~

Özledim koynunda uyanmayı Yarı baygın sabahlara Hiçbir şey düşünmeden Konuşmadan Dalıp gitmek uzaklara Sonra düşmek ölüm gibi Uçurumlara  Nerdesin sesin nerde Kirpiğinden düşen hüzün.  Hâlâ yerde  Hepsi boş Kazanmalar, başarmalar Dilediğim onaylanmalar  Yoksun Haklıydı diyorum soranlara Ve karanlık perde perde sönerken Gün seferden dönerken  Başlar aynı tören  Hayat bıraktığı yerden Tüm hızıyla dönerken Ben onu seyrederken Çıkar gelir akşam Ben, kedim, yatağım Çok şikayetçiyiz senden…

Hala dinlemediyseniz albümü ilk işiniz bu olmalı bence çünkü çok şey kaçırıyosunuz bilesiniz. 

Aman bre deryalar, biz nişanlıyız 💍

Nişanlı bir bayan olaraktan ilk yazım oluyor bu. Değişen bişey olmuyomuş yani yine ne yazsam diye kırk saat düşünüyorum. Yüzük takmak burda işe yaramıyo galiba 🙂 saçmalamayı keserekten o büyük stres ve hazırlığın sonuna gelmiş olmaktayız onu anlatmak istedim aslında. Nasıl bi rahatlama geldi varya kuşlar gibi hafifledim. Aylardır nasıl olucak, napıcam, ne edicem diye uyku bile uyumazken bikaç saat içinde olduda bitti maşallah 🎉 daha misafirler dağıldı, ben prenseslikten kül kediliğine terfi edince yeniden bumuydu yani diye parmağımdaki yüzüğe bakıp hayatı sorgulama moduna geçtim. Ne bekliyodun derseniz verilecek cevabım yok ama işte yinede insan yüzüğü takınca evrim geçircek hayat bi başka olcak falan sanıyo galiba. Mucizeler, sihirli şeyler olmasada yinede herşey çok güzeldi bence. O heyecan ve şaşkınlıkla tabi bazı şeyleri insan sonradan idrak edebiliyo ama işin güzelliği orda sanırım. Çok şükür bu aşamayıda hayırlısıyla atlatmış bulunuyoruz. Artık düğün telaşına geldi sıra ama daha var yani. Şimdilik nişanlılık evresinin tadını çıkarmak lazım. Hala parmağımdaki bana ait diilmiş gibi bi yadırgama hissi mevcut 😀 daha 3 gün oldu taze nişanlı olunca alışmak zor oluyo doğal olaraktan. E bi maşallahınızı alırım artık dimi? 😉

Hesap kitap işleri..

Bir artı bir kitabımın azönce sonuna geldim. Çok sıradan bi konusu vardı ama bu sıradanlık içinde insana dair tüm duyguları düşünceleride barındırıyordu. Bazı şeyleri okadar doğallıkla anlatmışki ister istemez insanın içine işliyor. Bazen karşındaki insan senden tamamen farklıdır, ortak tek bir noktanız bile yoktur, yada anlaşamıyor gibi görünebilirsiniz ama bu birlikte olmanıza engel diilmiş gibi sanki. Tek yapmamız gereken karşımızdakini anlamaya çalışmak ve onun düşüncelerine duygularına önem vermek. Gerisi zaten bi şekilde gelir. Hayatımızda herşey dört dörtlük olmak zorunda diil yada hayatımızdaki insanlar kusursuz olmak zorunda diil. Önemli olan bi insanı olduğu gibi kabullenip sevebilmekte sanırım. Karşındakine bi şans vermek yada önce kendine bir şans vermek herşeyi bambaşka yapabiliyor. Sadece bakış açımızı değiştirebilmekte mesele galiba. Yada önyargılı olmamakta. Belkide beklenti içine girmeyip hayatı doğal akışına bırakmakta. Bence bunların karışımı bişey işte mutluluğun formülü. Attığımız adımları çok iyi hesaplamalıyız evet ama bazende hesapsızca yaşamak lazım. Sonuç ne çıkarsa bahtımıza 😀

Kesinlikle, Belki

Yine çok eski bir filmi buldum çıkardım arşivden. Tam hatırlamıyorum ama 2008 yılına ait sanırım. Bu filmi 5. yada 6. izleyişim. Ve her defasında sanki yeni baştan o küçük çok bilmiş tatlı kızla birlikte bende yeniden bu hikayenin içine düşüp acaba hangisi diye tahmin etmeye çalışıyorum. Bugün sırf can sıkıntısından ve hikayeyi özlediğimden oturup yeniden izledim. Ve yine ilkmiş gibi izledim. Bunu nasıl başarıyorum hiç anlamış değilim. Yada bu filmde beni çeken ne onu hala çözmüş değilim ama her defasında farklı bi gözle seyretmek keyif verici. Öyle harika bi senaryosu yok aksine basit sıradan bi geçmişe dair anlatım. Ama koskoca insanların keşfedemediği gerçekleri yada duyguları küçücük bi çocuğun bi çırpıda görebiliyor olması bence çok etkileyici. Ve herşeye rağmen, annesine rağmen! yinede başkasıyla mutlu olucaksa eğer onu tercih etmesi gerektiğini düşünmesi ve babasına destek olması nasıl bir olgunluktur. Ben daha kaç kez izlerim yada bu artık sonmuydu bilmiyorum ama hala izlemediyseniz hiç durmayın derim. Sizde benim gibi severmisiniz? Kesinlikle! Belki… 

Odalarda ışıksızım..

Yine günlerden bigün elektrik yokmuş. Dışarda fırtına, yağmur, dondurucu bi soğuk varmış. Uzmanlar “kar geliyo kaaaarrr!”diye uyarıp dursada o kar niyeyse bi gelememiş. Gelseymiş bu elektriksizlikte pencereden seyretmesi bence çokta güzel olurmuş. Ama şimdi bu şartlar altında tek yapabildiğim yapamadıklarımı yazmak oluyo görüldüğü üzere.. Olsun belki mum ışığında yazınca daha bi romantik neyin olur 😀 Romantiklikten bahsetmişken büyük gün 22 Ocak. Sonunda belli oldu ve geri sayım başladı bugün itibariyle. Heyecanım, stresim dahadamı arttı ne? Garip duygular içindeyim. Hüzünmü, sevinçmi, korkumu, telaşmı neyin nesi anlamadım valla. Bir acayip hallerdeyim. Hayır ola..Gelin olmak böyle bişey olsa gerek. Aynı anda içinde milyon tane duygu barındırıyo insan. Kafamda gezinen binlerce tilkiden hiç bahsetmiyim onlar ayrı bi olay zaten. Stresten kolllarımda kızarıklıklar kabartılar oluşuyo. Hiç hayra alamet diil nişan üstü ama bi türlü geçmek bilmediler.Geçebilmeleri  için öncelikle stres yapmamak, relax olmak gibi bi lüksüm yok. Bunca telaşın içinde cool takılmak gibi bi durum mümkün olmuyo malesef. Millete atıp tutmaya, “takma ya bunları bukadar” demeye benzemiyomuş. Öyle bi dünya yokmuş. Bizzat yaşandı, görüldü, ağzının payı alınıp, türlü türlü dersler çıkarıldı. Ve daha bu yolun başı olduğundan ötürü çekilecek daha çok çilem var,  oda Allah’ın emri yani kabullenmiş bulunmaktayım. Ozaman ne diyoruz: Hayırlısı…

Bavul dolusu mutluluk

Damat bohçamı, bavulumu, her bişeyimi hazırlayıp süslemiş bulunmaktayım. Sonunda bittide çok şükür, koyduk bi köşeye malum günün gelmesini bekliyoruz. Hazırlaması yorucuydu biraz ama keyifliydi yinede. Süsledikçe ve ortaya güzel birşeyler çıktıkça insanın hoşuna gidiyor. İnsan hazırlarken umutlarını hayallerinide dolduruyor sanki içine. Garip bir duyguymuş. Sanki böyle nereye olduğu bilinmez bi yolculuğa çıkmak için hazırlanıyormuş gibi o bavul. Sadece gideceğin yerde seni güzel şeyler beklesin, iyi bir hayatın olsun diye ümit ediyosun. Ötesi yok. Ve işin garip kısmı kendin için diilde orda seni bekleyen için hazırlık yapıyosun. Ona güzel şeylerle gidebilmek için. Mutlu olmak için önce mutlu etmek gerekiyor sanırım. Karşılığını alabiliyorsan eğer o mutluluk işte ozaman dahada anlamlı. Ama bazen öyle olmuyo işte. Tek taraflı çabalarda bi yere kadar. İki yüzüm gülsün diye onca fedakarlığa değiyormu bilemiyo insan bazen. Ama yinede kendi payına düşeni yapmalı, gerisi Allah kerim. Gene konuyu acılı hale getirmeye niyetim yok korkmayın. Konumuz bohça ve yüzde yüz karşılığı olan birşey çok şükür 😀 Bakalım gelin bohçam nasıl gelicek bana? yani sunum olarak. İçindekileri bilsemde yinede heyecanla bekliyorum işte. Ben internet aleminden araştırıp çektiğim kopyalarla böyle bişey çıkardım ortaya. Umarım beğenir damatgiller. 😀