Umudummuymuşsun

Debbie Macomber’ın kitaplarını nekadar sevdiğimi defalarca söylemiştim. Kitaplığımda okunmak için sırada bekleyen bir ton kitap olduğundan bayağı geriden geliyorum ama olsundu, böyleside güzeldi. Ve bir hikayenin daha sonuna gelinmişti..

Günlük yaşamın karmaşası, derdi tasası ile zaten kafa bi dünya doluyken bilimsel, edebi yada çok atraksiyonlu yorucu kitaplar okuyasım gelmiyor şahsım adına. Oyüzden bu tarz romanları tercih ediyorum. Çünkü kafa dağıtıyor, huzur veriyo, nekadar kötü şey yaşarsak yaşayalım bi çıkış yolu hep vardır mesajı veriyor. Kısacası yaşama dair umut vaadediyor.

Hepimizin ihtiyacıda bu değilmi zaten. Derdimize derman olabilecek bişey olsun, arada mutlu sonla biten hikayelerle anlıkta olsa şu kahrolası dünyaya pozitif bakabilelim. Debbie bize tamda bunu sağlıyor işte.

Birbirinden farklı bi çok karakter seriyo önümüze. Herkes bi parça kendinden bişey bulsun, pay çıkarsın diye. Bi bakıyoruz aynı biz. Başımıza gelenler onunda başına gelmiş. O nasıl dayanmış, başa çıkmış, ben napmışım diye kıyaslama yapıyoruz. O bi şekilde mutlu olmanın yolunu bulup kazanıyor savaşı. E o zaman biz neden yapamayalımki? Bizde kendi savaşımızı kazanıp mutlu olabiliriz. İnanırsak herşey mümkün. Ne duruyoruz o halde?

Su akar yolunu bulur

Bazen yolun sonuna gelmişsin gibi olur, yada yolumuzu kaybederiz. Bazen işler sarpasarar içinden çıkamayız. Bazen en sevdiklerimize bile olan inancımız sarsılır. Bazenler uzar gider böyle hayat yolunda. Bardak hep boştur yada bardağın varlığı bile şüphedir içimizde. Ama pes etmek gibi bi lüksümüz yoktur. Yaşama devam etmek istiyorsak şayet! Devam etmemekte ayrı bi lüks tabi. (Bazı lüksler günahtır buda böyle biline) Umudu, inancı kaybetmemek şart işin özü, kitabın özeti. Ne yaşarsak yaşayalım düştüğümüz yerden kalkmanın tek yolu yeniden başarıcağımıza bişeylerin yeniden iyi olucağına inanmaktan geçiyor. Kısacası güzel bi devam öyküsüydü yine ve sanırım devamıda var bitişinden anladığım kadarıyla. En sevdiğim. Hadi kalkta bi bardak su içiver ozaman. Su sağlıktır! This is Kamu spotu.

Bir buket aşk?

Yine bir Debbie Macomber kitabının sonuna geldik. Bu bir serinin devamıydı. Kitabın ismi niye bir buket aşk ben okurken çözemedim ama yinede güzeldi. Sanırım taze aşıklardan ve süregelen aşklardan bir buket bu hikaye. Tanıdığımız karakterlerin yaşamlarının gidişatı diyebilirim. Lydia artık gerçekten bi yerlerde tanıdığım bi tuhafiyeci gibi benim için. Sanki sahiden varmış gibi.. Sanki o gizemli sepetlere bi yerde denk gelicekmişim bikaç sırada ben örücekmişim gibi.. Umarım seri devam ediyodur çünkü bundan sonra neler olucak çok merak ediyorum..

Çiçekler içinde bi hikaye

Bir öykünün daha sonuna geldim. Daha önce Gül Limanı Oteli kitabıyla başlayan hikaye çiçekler içinde devam etmiş. Debbie Macomber’in kitaplarını çok seviyorum. Bunu daha önce defalarca söylemişimdir ama yinede belirtmek istedim. Onca olumsuzluğa rağmen yinede insanın umudunu kaybetmemesini hayatına devam edebilmesini çok güzel anlatmış. Bazen bi otel, bazen bi iş, bazen bi hastalık, bazende geçmişten gelen biri hayatını tamamen değiştirebiliyor insanın. Hep bişeyler vesile oluyor yaşanacaklara. Yeterki o umut ışığı hep olsun insanın içinde.. Sıcacık bi öyküydü ve ben çok sevdim. Yalnız dikkatimi çeken şu oldu; öyle bi yerde bittiki sanki devamı gelicekmiş son sayfalarda bahsedilen kişiler yeni kitabın kahramanlarıymış gibi geldi bana. Oyüzden heyecanla bekliyorum devamını. Tabi varsa…

Şimdi gidip sıradaki okunacak kitabımı seçiyim. En sevdiğim seçim bu zaten 📚