Ne desem inanırsın?

Hepimizin hayatında kötü hikayeler vardır illaki. Yaşadığımız acılar yada olumsuzluklar bizi hayata yada insanlara karşı güvenini yitirmiş hale getirir. İçimize kapanırız, umudumuzu kaybederiz, cesaretimizi yitirir gelecek adına bi adım atamaz hale geliriz yada aşırı agresif, sorumsuz, boşvermiş ve daha nicelerinden biri oluruz..

Bu saydıklarımdan biri mutlaka bizizdir , yada biz değilizdir aslında ama yaşananlar bizi o hale getirmiştirya hani. İşte orda inanmak ihtiyacımız olan tek şey. Neye yada kime inanmak değil, sadece kendimize inanmak, yüreğimizin sesine inanmak, bazende aklın sesi olur bu. Ama birşeye inanmak şart. İnanmaktan başka çare yok.

Eğer inananırsak başarmak mümkün. Duvarları yıkmak, kendimize ördüğümüz çiti geçip yol almak mümkün. Bende Kristin’in yalancısıyım ama olmuyosa ben karışmam yani. Bazen inanmakta yetmiyor çünkü bazı şeylere malesef. Olmuyosa çokta inancı zorlamamak lazım derim ben. Vardır bi hayrı, hikmeti, sual olmaz herşeye..

Kristin’in kitaplarını çok severim, çünkü hep içtendir, çünkü hep aile ilişkilerini sevgi dolu bir dille ele alır, sonu hep güzel biter. Farklı ve hoş bi tarzı vardır. Öyle bilirdim.

Ama ilk kez bu kitabı okurken sanki yazan Kristin değilmiş gibi geldi. Evet yine aile ilişkisi, yine sevgi vardı içinde hatta belki fazlasıyla ama konu çok basit kalmış, detaylarda ve +18 mevzularda boğulmuş gibiydi. Evet cinsellikte hayatımızın bi parçası ama iki insanın birbirinden hoşlandığını, sevip bağlandığını anlatabilmek için bukadar ayrıntılı bir ilişki detayına girilmesine çokta gerek olduğunu düşünmüyorum. Bu kısımlar olmasada olurmuş, sanki çok olmuş gibi geldi. Ve konu çokta “acaba nolucak şimdi?” diye merak uyandıran tarzda diildi.

Benim için ilk kez hayal kırıklığı oldu bu kitabı. Olmadı be Kristin böyle olmadı..

Ama yinede okunası bi kitap. Çünkü anlatım dili ve içimizdeki duygulara, bizim hayatlarımızın kıyısına köşesine değinmesi benim hoşuma gidiyor.

Kitabın anafikrine gelicek olursak; hani bekarlık sultanlık derdin yetti canımaaaa…👰🙄

Bülbül’üm..Bülbül’sün

Yine güzeldi, yine hüzünlü, yine sevgi yüklü, yine yine yine..

Kristin Hannah’ın insanın yüreğine dokunmayı bilen, seni kolundan, bacağından şiddetle yaka paça tutup, en çokta kalbini söküp hikayenin içine sürüklemesi değişmez bi gerçek sanırım..

Bu öyküde de tam öyle oldu. Her satırda kendimi o anları yaşarken, o acılara şahit olurken buldum. Oturduğum koltuktan kalktım taa Fransa’lara gittim, zamanda yolculuk yapıp Viann ve Isabelle ile 2.Dünya Savaşı’nın o berbat günlerini yaşadım..

Bi yanım hep Isabelle oldu. Karşı koydum yaşananlara, isyan ettim tüm dünyaya. Yılmadım, savaştım doğru bildiğim ne varsa onun uğruna. Uğrunda canımı hiçe saydığım davalarım oldu bu hayatta. İnançlarımı ,amaçlarımı herşeyden üstün kıldım.

Ama bi yanım hep Viaan kaldı. Ailesi, yuvası, sevdikleri uğruna herşeyini feda etmeye hazır fedakar, cefakar insan. Sustukları, susup içine attıkları, içine atıp katlandıkları.. “Kim olsa aynısını yapardı, çaresizlik bambaşka bişey” dedirten çaresizliği..

2 kardeş, aynı aileden ama 2 bambaşka insan. Okurken aslında içimizde bu 2 ruhada ait bişeylerin aynı bedende var olduğunu keşfetmek. Mücadeleci yanımızla günün birinde duyduğumuz gurur ve fedakarlıklarımız sonucu sahip çıktığımız değerler..

Nasıl bi insan olursak olalım, nasıl bi yolda yürürsek yürüyelim, günün birinde aynı sokakta buluşucaz. Kaçınılmaz son. İşte bütün mesele o gün geriye dönüp baktığımızda ne hissediyor olucağımız. Bülbül’ün melodisi hala kulaklarımızdaysa, yüzümüzde minikte olsa bi gülümse varsa; çok şükür yürünen o yollara..

Delilerden sen anlarsın, konuş onlarla..

Çok acayip bi hikayeydi. Bi tımarhanede yaşanan mucizeler yaratan bi sevginin öyküsüydü. Enteresan karakterlerdi. Ama hepside muhteşemdi. Konusu neydi diye anlatmaya kalksam biraz değişik bi hikaye olduğundan şuan tarifini bulamadım ama belki şunları söyleyebilirim özet olarak: Kendini nerde özgür ve mutlu hissediyorsan evin, ailen orasıdır.. Aklın başında olmasada kalbin attığı ve hissedebildiğin sürece herşeyin bi çözümü vardır ve mutlu olmak mümkündür.. Zihnin ve yüreğin iyileşmesinin yolu sevgiden geçiyor.. Yolu kaybetmediğimiz yada yoldan çıkmadığımız sürece sorun yok kısacası.. E ozaman iyi yolculuklar sevgili deliler..

Sonsuza dek

Ağlaya ağlaya okuduğum bi kitabın daha sonuna geldim. Selvi boylum al yazmalımın Kristin’ce versiyonuydu. Sevgi neydi? Sevgi emekti! diyerek bitirdik hikayeyi. Bazı şeylerin kafamıza dank etmesi için büyük sınavlardan geçmemiz gerekiyor bazen. Gözümüzün önündeki gerçeği görebilmek için bi felaketin eşiğinden dönmeliyiz. Ve bazen uyanabilmek için önce derin bi uykuya yatmak şart belkide. Aşkın gücüne tüm kalbimizle inansakta, bizi aşkın değil sevginin yaşatıcağını gösteren bi kitap. Aşk ve sevgi arasında çok ince bi çizgi var ve onu görebilmek bazen mümkün olmuyor. Çizginin hangi tarafında olduğumuz sanırım asıl mesele..

Kızılcıklar oldumu?

Veee bi hikaye daha biter. Her kitabında olduğu gibi buda çok güzeldi. Ama biraz yordu sanki bu defa okurken. Sebep: karakter fazlalığı 🙂 okadar çok isim, okadar çok farklı hayatı aynı anda bi araya toplamışki insanın okurken kafası karışıyo. Kim kimdi? Kimin neyi oluyodu? Kime nolmuştu? Zaten tam çözdüm olayı, herkesi tanıdım artık dediğin an bi bakmışsın kitap bitmiş. Ama öyle bi yerde bittiki sanki devamı varmış gibi. Belkide devam kitabı yazılmıştır ve kitaplığımda beni bekliyodur okumam için zamanla görücez. Sevdiğim yazarların kitaplarını çıkar çıkmaz almak ve okunması için sıraya dizmek gibi bi huyum var. Yani bu kitapta taa nezaman çıkmıştı ama ben ancak okuyabildim. Atıyorum devamı 3 kitap sonraysa hemen onu alıp okumam, illa basım sırasına göre okunucak. Öyle değişik bi sistemde okuyucuyum bende yapcak bişey yok. Devamını merakta etsem beklerim sabırla. Kendime işkence 😀 Konusunu anlatmak isterdim ama aynı anda çok farklı hayatlar ele alındığı için hangisini anlatıyım bilemedim. Bazen gelmişine, bazen geçmişine diyerek yaşamın her anına değinmiş. Garip bi tarif oldu ama öyle. Geçmişteki sorunları çözemezsek geleceğe emin adımlarla yürüyemiyoruz. Anafikrimiz bu olsun madem. Hadi okuyunda ders çıkarın sizde..

Bi mucize olsun..

Harika bi kitabın daha sonuna geldim. Kristin yine muhteşem bi hikaye sunmuş bize. Çok ilginç bi konusu vardı ama okurken hayallerle gerçekler birbirine karışıyor. Bu hem ürkütücü hemde çok eğlenceli. Hem hüzünlü hem mutluluk, umut verici. Bazen sadece hayallerimizin peşinden giderek, mucizelere inanarak hayata tutunabilmenin, yeni bi sayfa açabilmenin mümkün olabiliceğini göstermiş. Herşey mantık dışı olsada, kalbinin sesini dinleyerek mutluluğu yakalayabileceğimizi anlatmış bize. Tabi okadarda şey yapmamak lazım. Hani nede olsa masalya bu sonra işler bize gelince sarpasarmasın diye diyorum. Her hayalinde peşinde koşulmaz. O tamamen Joy’un şansı. Biz yinede tedbiri elden bırakmayalım. Ama sonuç olarak; Kesinlikle okunası bi kitap.

kitap molası..

Bütün günümü internetten dizi izleyerek geçirdikten sonra biraz kafa dağıtmak iyi gelir diye düşündüm. Çok uzun zaman önce başladığım ama bir türlü fırsat bulup okuyamadığım kitabıma geri döndüm. Fırsat buldukça kitap okumaya bayılıyorum. Tabiki romanlara. Öyle bilimsel, felsefe yada tarihi kitaplar beni sıkıyo. Ben daha çok kafa dağıtmalık farklı hayatların, duyguların konu aldığı şeyleri seviyorum. Şu an okuduğum kitap bu. Kristin Hannah’ın çıkan tüm kitaplarını okudum ve okumayada devam ediyorum. Kendisi en sevdiğim yazarlardan biri. Diğeride Debbie Macomber. Onunda hiçbir kitabını es geçmem. İkisininde anlatım tarzı beni rahatlatıyo. Karakterlerde insan mutlaka kendinden bişeyler buluyo her defasında. Kitap bittiğinde hep gözlerim yaşlı, dudağında hafif bi tebessümle buluyorum kendimi. Nasıl kaptırıyosam artık kendimi okurken 🙂 neyse ben şimdi okumaya başlıyım, zaten ara verince konuyu unutmuşum biraz.  Kendimi Kristin’e affettirmem lazım 😋